Esin sabah erken kalkmıştı. Güler''in hazırladığı mükellef kahvaltıyı yaparken bir yandan da televizyon izliyordu. Güler ona portakal suyunu koyarken hafifçe eğildi kulağına: - Dün sen evde yokken Onur bey geldi. Annenle oturup uzun uzun konuştular. İrkilerek baktı kadına Esin. Ağzındaki lokmayı aceleyle yutarak sordu: - Ne konuştular? - Bilmiyorum ama, tahminim seni konuştular.
Genç kızın yüzü asılmıştı: - Ne yapmak istiyor bu annem! Oturup bir de medeni insanlar gibi konuştuk. Güya ikna ettim... Ne demek bu şimdi? O Onur da ne kadar yüzsüzmüş, istemiyorum dedim işte... Güler genç kızın tepkisine şaşırmıştı. Hayretle baktı ona: - İyi de ne celallendin şimdi durduk yerde. Geldiyse geldi, söylediğime pişman etme beni, Annene de duyurma sakın benim söylediğimi. Başıma sarma... Bu sırada Berrin hanım ipek sabahlığını savurarak girdi odaya. Bakımlı, uzun parmaklarını şakağına dayamıştı: - Öfff! Bu baş ağrısı öldürecek beni, Güler hemen bir çay koy bana, bir bardak suyla bir de ağrı kesici getiriver. Esin kızarmış ekmekten bir lokma daha ısırdı. Biraz çiğneyip lokmasını yumuşattıktan sonra mırıldandı: - Günaydın anne...
- Günaydın. Dün akşam görüşemedik. Esin eve geldiğinde Berrin hanım baş ağrısını bahane ederek erken yatmıştı.
- Evet... Uyandırmadım uyuduğunu duyunca. Bir doktora git istersen.. Geçmiyor başının ağrısı baksana... Berrin hanım kaşlarını çattı: - Sinirden ağrıyor, ben biliyorum.
Genç kız kahvaltısını bitirmişti. Usulca kalktı sofradan yarım kalan çayının bulunduğu porselen fincanı alarak. Koltuklardan birine geçti. Konunun dönüp dolaşıp aynı yere geleceği belliydi. - Neden sinirlisin ki? - Neden olacak, bilmiyormuş gibi konuşma. Dün Onur geldi. Perişan yavrucak. Mahvolmuş, yalvarıyor, "Ne olur bir şeyler yapın, ikna edin Esin''i" diyor. Acıdım çocuğun haline... Esin kaşlarını çattı. Oldukça sert bir tavırla: - İlahi anne, el alemin çocuğuna acıyıp kendi kızının arzusu dışında bir şey yapmasını bekliyorsun. Senin evladın kim şüphedeyim. Onur mu, ben mi? Hem bu konuyu konuşmuştuk seninle geçen akşam. Tekrarlamanın ne anlamı var? Berrin hanım ses çıkartmadı. Ekmeğine özel getirilmiş tereyağından bir parça sürüp ağzına attı. Kayıtsızca devam etti lokmasını çiğnerken: - Başka biri var mutlaka diyor... Genç kız iyice zıvanadan çıkmıştı. Elindeki fincanı sert bir hareketle masanın üzerine bıraktı. Çıkan sesten irkildi annesi: - Yeter anne! Benim hayatımda kim olursa olur, bu Onur''u ilgilendirmez. Bu kadarı da fazla artık. Berrin hanım gözlerini kıstı. Dik dik baktı kızına: - Doğru mu bu? Hayatında biri mi var? Çıldıracak gibiydi Esin. Kendisinin söylediği hiçbir şeyi dinlemiyor gibiydi annesi, dayanamadı: - Beni öldüreceksin anne, bunu anladım. Çok mu merak ediyorsun, evet, var! Hayatımda biri var, sevdiğim bir genç var! Ağzından çıkan bu sözlere kendisi de hayret etti. Şaşkınlıkla durakladı. O anda aklına gelen tek bir isim vardı: Selim! DEVAMI YARIN

