Kaydet
a- | +A

Semiha hanım birkaç adım uzaklaşarak baktı hazırladığı sofraya. Zeytinyağlı yaprak dolması yaptırmıştı yanında çalışan yardımcı kadına. Salçalı et ve pilav vardı bir de. Güzel bir yaz salatası tam ortasını süslüyordu sofranın. Birazdan Sadık bey gelirdi. Araba vapurunun yanaşma saati gelmişti. Her akşam olmasa bile hafta sonları mutlaka geliyordu yaşlı adam. Bazen de hafta arası kaçıyordu İstanbul''un hengamesinden. Haziran ayı başında taşınırdı Semiha hanım yazlığına. Burada çevresindeki kendilerininki gibi yazlık villâları olan ahbaplarıyla hoş ve keyifli bir yaz geçirirlerdi. Gündüz denize girip serinlerler, öğleden sonra bir araya gelir, iskambil ve okey partileri düzenlerlerdi. Hafta sonlarında bu keyifli toplantılara bütün hanımların eşleri de katılır, arada bir de barbekü toplantılarında yemekli bir araya gelirlerdi. Semiha hanımın bu hayat tarzı hoşuna gidiyordu. Kendini hayatın sıkıntılarından ve telaşından arınmış hissediyor, biraz da gayesiz ve programsız yaşamanın keyfini çıkarmaya çalışıyordu senenin belli zamanlarında. Bu sene ise daha bir farklıydı onun için. Tarık dört senedir İngiltere''de tahsil görüyordu elektrik mühendisliği üzerine. Bu sene okulunu bitirmiş ve dönmüştü. Lise çağlarından beri ilk defa yaz tatilini birlikte geçireceklerdi. Delikanlı bu zamana kadar hep arkadaşlarıyla farklı yerlerde değerlenmişti yaz aylarını. Semiha hanım oğluyla birlikte olmanın sevincini de yaşıyordu artık...

Saate baktı yan gözle. Sekiz buçuğa geliyordu. Güneş artık batmaya yüz tutmuştu. Verandaya çıkıp denize doğru baktı. Topçular iskelesi gözüküyordu uzaktan. İskeleye yanaşmakta olan araba vapurunu gördü. Keyifle gülümsedi. Mutlaka bunun içinden çıkardı Sadık bey. Gözlerini uzaklara çevirdi. Karşı kıyı ışıldamaya başlamıştı. İzmit körfezinin bitiminde kocaman bir tesis olarak dumanları yükseliyordu Ataş rafinerisinin. Sağ tarafında ise Gölcük sahilleri yakınına demirlemiş olan donanmaya ait gemiler ışıklarını yakmışlardı. Kapının açılıp kapandığını duydu. Hemen içeri girdi. Salona açılıyordu veranda. Seslendi sokak kapısına doğru bir iki adım atarak: - Tarık! Oğlum sen misin? - Evet anne, babam gelmedi mi daha? - Vapur yanaşıyor, on dakikaya kadar gelir. Acıktın mı? Delikanlı salona girip isteksiz bir tavırla sofraya baktı. Dudak büktü: - Sandviç yedik Karamürsel''de... Tokum. Semiha hanım gücenmiş bir ses tonuyla mırıldandı: - Aşk olsun oğlum, ne güzel yemekler yaptık. Neden abur cuburla dolduruyorsun karnını... Şimdi baban da gücenecek sofraya oturmazsan. Tarık gülümseyerek yaklaştı annesine, boynuna sarıldı onun. Kadının kısa boyu oğlunun göğsüne geliyordu neredeyse.

- Kim dedi sana sofraya oturmayacağımı? Elbette oturacağım anacığım... Okkalı bir öpücük kondurdu Semiha hanımın pembe beyaz yanaklarına. Keyifle sırıttı yaşlı kadın. Bir tek evladıydı Tarık. Her şeyini ona adamıştı. Oğlunu kıskanıyor, kendisinden uzak yaşamasını kabullenemiyordu. Hele onun evlilik çağı yaklaştıkça içindeki huzursuzluğu artarak büyüyor, biricik oğlunu yabancı bir kadınla paylaşacak olmanın sıkıntısı bunaltıp uykularını kaçırıyordu. Sadık bey de karısının bu ruh halini çok iyi fark ediyor, zaman zaman alayla takılıyordu karısına.

- Çocuk elden gidiyor hanım, eh artık, senin pabuçlar damlarda gezecek... hah, hah, ha... Sinirleniyordu Semiha hanım. Hemen itiraz ediyor, en önemli özelliklerinden biri olan ince tiz sesiyle feryat ediyordu: - Benim oğlum anasını arka plâna atmaz.

Tarık ağzına attığı zeytinyağlı yaprak dolmasını keyifle çiğneyerek söylendi. - Akşam diskoya gideceğiz arkadaşlarla. Ses çıkartmadı Semiha hanım. Fazla sıkmak istemiyordu oğlunu. Gününü gün etsindi zaten. Yeter ki olur olmaz birisine kapılmasındı. Bu sırada bir araba sesi duyuldu. İkisi de kapıya koştular. Sadık beyin gür sesi duyuldu: - Ben geldim millet! Neredesiniz? ¥ DEVAMI YARIN