Evden içeri girene kadar söylendi Berrin hanım. Esin bu konuşmalardan uzun bir süre kurtulamayacağını bilecek kadar iyi tanıyordu annesini. Hiç cevap vermedi, ses çıkartmadı. Eve geldikten hemen sonra "iyi geceler" dileyerek odasına çekildi. Berrin hanımın serzenişleri içeriden duyuluyordu. Genç kız yatağına girip ışığını söndürdükten sonra aynı Selim gibi uzun süre uyuyamadı. Gündüz yaşadıklarındaydı aklı. Birkaç saat önce hayatının akışı değişmişti sanki. Bu güne kadar yüzlerce delikanlıyla tanışmıştı. Okulda, ailesiyle gittiği toplantılarda, yazlıklarında... Hiç birisi böylesine etkilememişti Esin''i.
- Ne oluyor bana, yoksa? Güldü kendi kendine. Kafasının içinden binlerce düşünce birbiri ardına gelip geçiyordu ama hepsi de Selim''le ilgiliydi. Çok etkilenmişti genç adamdan. Onun kişilikli tavırları, aklı başında konuşmaları, terbiyesi, davranışları etkilemişti genç kızı.
- Bizimkiler duysa kıyamet kopar... diye geçirdi içinden. Hele Berrin hanım çıldırırdı kızının düşüncelerini bilse. Çünkü hayatında en çok değer verdiği şey asalet ve kariyerdi. Ama bu nitelikleri değerlendirme şekli çok farklıydı. Yatağının içinde büzüldü adeta. Gözlerini kapadı. Belki de hayatında ilk defa olarak hafta sonunda ne giyeceğini düşündü. Oysa bundan öncesinde giyimine son dakikada karar verir, gardırobunu açar ve o anda seçerdi giysilerini. Şimdi ise belirlemek istiyor, kendine özen göstermesi gerektiğini düşünüyordu. * * * Suna dikkatle bakıyordu arkadaşına: - Bana sakın bu çocuğa tutulduğunu söyleme... Esin mahcup bir şekilde gülümsedi: - Öyle bir şey demedim. Ama etkilendim. O kadar efendi ve aklı başında bir genç ki. Çevremizdeki gençleri bir gözünün önüne getir. Hiç biri Selim''e benziyor mu? Suna arkasına yaslandı. Elindeki meyve suyu bardağını çevirip duruyordu: - Tamam, tamam, sen her zaman klasikçisindir zaten. Hep standart ölçülerin vardır. Onun dışına taşamazsın. Bu da öyle bir çocuk işte... Efendi, saygılı, aklı başında, yakışıklı. Ama... Genç kız merakla kaldırdı başını: - Aması ne? Ne var? Suna öne doğru eğildi.
- Kızım bir düşün... Sen kimsin, o kim? Annen baban... - Anneme ne, babama ne Suna? Hepimiz insan değil miyiz? Biz şanslı doğmuşuz o kadar. Eğer böyle refaha sahip olmak bir ölçüyse ve şanssa. İnsan olmadıktan sonra bütün bunlar neye yarar ki. Sevimli bir gülüşle baktı arkadaşına Suna. İki elini yana doğru açtı: - İyi de... gel bunu onlara anlat. - Onlara hiçbir şey anlatmak mecburiyetinde değilim. Bilmeleri gerekmez. Hem neyi bilecekler ki. Bir şey yok ortada. Kendi kendimize gelin güvey oluyoruz burada. Davetin ertesi sabah biraz da Berrin hanımın söylenmelerinden kaçmak için erkenden arkadaşının evine gelmişti Esin. Ders çalışma bahanesiyle çıkmıştı evden. Gelirken Selim''in dükkanının önünden geçmiş ama kimseyi görememişti. Oysa daha önceden bu yoldan hiç gelip gitmezdi. Suna arkadaşının sözlerine alaylı bir kahkaha fırlattı: - Hiç de öyle değil hanımefendi. Dün sana bakışlarını gördüm Selim beyefendinin. Kayıtsız bakışlar değildi onlar. Senin düşüncelerini bilse balıklama atlar. Ben olsam ben de atlarım. Esin sinirli bir tavırla susturdu Suna''yı: - Yanlış düşünüyorsun, göreceksin bak! Öyle bir insan değil Selim. Ben önsezilerimde hiç yanılmam! DEVAMI YARIN

