Kaydet
a- | +A

Öğleden sonra üç sıralarında hepsinin karnı doymuş, masadaki muhabbet koyulaşmıştı. Selim gelmeden önce ısrarla durdurmuştu Esin''in arabasını. Nişantaşı''nda, Suna''nın evinin yakınındaki bir pastahaneden bir kilo tatlı almıştı Esin''in tüm itirazlarına karşı koyarak. İşte şimdi balıklarını bitirmişler, sıra tatlılara gelmişti. Suna bir çatalla böldü tatlısını yarısından. Lokmayı gözlerini açarak ağzına attı, sonra gözlerini kapatıp kafasını iki yana sallamaya başladı: - Hım, mm, mm... Nefis, nefis... kesene bereket Selim... Harikaymış. Selim gururlanarak baktı yan gözle Esin''e. Sanki "gördün mü iyi ki almışım" der gibiydi.

- Afiyet olsun Suna. Senin de ellerine sağlık. Bugüne kadar yediğim en güzel balıktı doğrusu.

Genç kız güldü: - Ben bunu Esin''den öğrendim. Ona teşekkür et. Hayretle döndü Selim genç kıza: - Sahi mi? Senden mi öğrendi? Başını salladı kız. Dudaklarını büzmüş böbürlenerek bakıyordu delikanlıya: - Ne yani, beni bir şey bilmeyen şımarık zengin kızlarıyla karıştırma sakın. Çok iyi ev hanımıyımdır. Harika yemek yaparım. Sökük dikerim, daha sayayım mı? Suna atıldı onun lafını keserek: - Yani alan yaşadı anlayacağın... Nerede bulunur böylesi? Değil mi ama? İki kız da bu sözlerden sonra kahkahayla gülmeye başladılar. Selim onunla dalga mı geçiyorlar, yoksa ciddi mi konuşuyorlar anlamaya çalışıyordu. Şaşkın bakışlarla ikisini de süzdü: - Benimle dalga geçiyorsunuz? Esin ciddileşti: - Yok canım, istersen ispatlarım. Doğru söylüyorum.

- Doğrusu bravo! Bu işi ciddi bir şekilde düşünmeliyim. Bir kahkaha fırtınası daha koptu. Bu neşeli ortam akşam üzerine kadar devam etti. Sofradan kalktıktan sonra hep birlikte bulaşıkları yıkadılar. Kurulamak işi Selim''e düşmüştü. Onun becerikli bir şekilde iş gördüğünü gören Esin hayretle söylendi: - Sen de hiç fena değilsin yani, bakıyorum, bayağı da elin yakışıyor! Genç adam muzipçe cevap verdi: - Ne sandın ya? Beni de alan yaşadı... İşleri bittikten sonra kahvelerini içtiler. Çok keyifli bir gün geçirmişlerdi. En çok hoşlananlardan birisi de Suna''ydı: - Çocuklar yine yapalım bu işi... Bu sefer balık değil de tavuk olsun. Selim, senin evine gelelim bu sefer! Delikanlı birden durgunlaştı. Yaşadığı yoksul, küçücük ve soğuk odada bu birden hayatının en değer verdiği kişileri haline geçiveren insanları nasıl ağırlayacağını düşündü. Onun durgunluğunun nedenini hemen anladı Esin: - Pek "evet" diyeceğini sanmam. Anlamadığım bir tarzı var Selim''in. Kendine gereken değeri vermiyorsun gibi geldi bana! Genç adam irkildi. Ciddileşmişti: - Bu da ne demek şimdi? - Öyle ya! Baksana haline. Suna bir şey söyledi, yüzünün şekli değişti. Senin insan olman önemli Selim. Yoksulluğun insanlığın çerçevelenmesinde önemi yok ki. Yoksul olmak insan olmanı, efendi, saygıdeğer olmanı engellemez ki... Onun ne demek istediğini anlamıştı Selim. Gözlerini kapatıp yutkundu: - Haklısın, bazen saçma düşünüyorum. O zaman haftaya benim fakirhaneye geliyorsunuz. Yalnız tabaklarınızı getirin fazla tabağım, çatalım yok. Ona göre...  DEVAMI YARIN