Çevre yolundan Karaköy iskelesinin olduğu yere geldiler. Esin arabayı müsait bir yere park ettikten sonra Selim''e döndü: - Haydi, şimdi balıkları alacağız. Bildiğim kadarıyla bu saatte burada taze balık bulunur. İki genç karşıya geçip denizin kenarında sırayla dizilmiş kayıklara doğru yürüdüler. Balıkçılar var güçleriyle bağırıyorlar, yoldan geçenleri çevirmeye çalışıyorlardı: - Haydeee! Derya kuzusu bunlar deryaaa... - Bak, bak, bak, kefala bak! Esin ilk kayığın önünde durdu, başını uzattı. Neredeyse kırmızı boyalı tepsinin içindeki balıkların tümü oynuyordu. Keyifle döndü genç adama: - Ne kadar taze, gördün mü? Söyle bakalım, büyük balık mı seversin, küçük balık mı? Omuzlarını silkti Selim: - Fark etmez. Balık olsun da... Esin balıkçıya döndü: - Hangisini tavsiye edersiniz? Balıkçı biraz da böbürlenerek atıldı. Kaşları birbirine o kadar yakındı ki sanki alnı daracık kalmış kaybolmuştu. - Ablacığım, hepsi kuzu bunların. Kefallarım nefis. Palamut istersen var ama tavsiye etmem, buzhane... Küçük dersen bak şu hamsilere. Bu kadar büyüğünü kendin çıksan balığa bulamazsın. Esin yan gözle Selim''e baktı "ne dersin?" gibi. Genç adam kızın kulağına doğru eğilip fısıldadı: - Bayılırım hamsiye... Güldü esin. Balıkçıya döndü: - Bir buçuk kilo hamsi o zaman.... Sonra arkasında bekleyen Selim''e döndü: - Adam başı yarımşar kilo. Doyasıya yeriz.
Balıkları aldıktan sonra arabaya bindiler. Geri kalan malzemeyi Suna alacaktı. Karaköy''den yukarıya dönüp Dolmabahçe''ye giden yola kıvrıldılar. Teknik Üniversitenin oradan Nişantaşı''na gideceklerdi. * * * Suna misafirlerinin geldiğini görünce her zamanki sevimli haliyle karşıladı onları. Her yer mis gibiydi. Sabah erkenden kalkmış, odayı temizlemişti. Sofra hazırlanmış, yeşil kıvırcık marul ve roka salataları sofradaki yerini almıştı bile. Esin balık torbasını sallayarak uzattı kıza: - Al bakalım, geldi emanetler.
Yüzünü buruşturdu Suna: - Ay! Şimdi bu nasıl ayıklanacak? Selim atıldı hemen: - İzin verirseniz ayıklama işini de ben yapayım. Yeterince zahmete girdiniz ikiniz de... Suna gülümsedi muzip bir şekilde: - İşte bu, son zamanlarda duyduğum en hoş fikir... Buyurun beyim, önlüğünüzü takın ve hemen işe koyulun lütfen.
Gülüştüler. Selim yine rahatlamıştı. Hayatından son derece memnundu. İlk defa böyle bir ortama giriyordu ve hoşlandığı bir insanla böyle neşeli bir havada olmak kadar keyif verici başka bir şey olduğunu düşünemiyordu bile. Esin ise çok daha mutlu görünüyordu. Bu efendi, saygılı, yakışıklı delikanlıyı çok beğeniyor, o güne kadar tatmadığı duygularla heyecanlanıyordu. Aklı ve gözü iki gencin de birbirindeydi. Dışarıdan bakan birisi bunu rahatlıkla anlardı.
DEVAMI YARIN

