Kaydet
a- | +A

Suna, kısa boylu, esmer ama son derece sevimli bir kızdı. Sağ yanağında konuşurken beliren gamzesi ayrı bir sempati veriyordu yüzüne. Esin''i görünce bir kahkaha attı: - Hay Allah! Dün güya ayrılırken telefonla bile konuşmayalım diye ayrıldık. Hale bak! Yok kızım, biz birbirimizi görmeden yapamayacağız anlaşılan. İskender amca haklı, "siz yapışıksınız kızım" derken... Birden genç kızın arkasında bekleyen yakışıklı genci fark etti. Yüzü kızarmıştı. Alt dudağını ısırıp kafasını iki yana salladı: - Hay Allah! Misafir de gelmiş, kusura bakma kardeş, çenem biraz düşüktür benim. Buyurun... Esin memnun bir halde daldı içeriye. Küçücük bir evdi Suna''nın kaldığı ev. Bir oda bir salondu. İki arkadaş paylaşıyorlardı. Salonu oturmak ve ders çalışmak için kullanıyorlar, tek odada da karşılıklı koydukları iki çek-yatta yatıyorlardı. Tıpkı kendisi gibi küçücük de bir mutfağı vardı evin. Aslen Aydınlıydı Suna. Liseyi bitirdikten sonra üniversite sınavlarını kazanmış, İstanbul''a gelmişti okumak için. Babası çiftçilik yapıyordu. Annesinin bütün karşı çıkmalarına rağmen kızını okutmayı kafasına koymuş, kendi elleriyle getirmişti bu büyük şehre. Evini tutmuş, yanına da yakın kentlisi, Denizlili bir arkadaşı bulmuştu. Onun adı da Neşe''ydi. Aynı sınıftaydılar. Dolayısıyla Esin''in de arkadaşıydı. Genç kız kabanını çıkartırken sordu: - Neşe yok mu? - Yok, kütüphaneye gitti. Araştırması gereken şeyler varmış. Orada çalışırım ben dedi. Anam, o kız profesör olacak göreceksin.

Hem konuşuyor, hem de yan gözle Selim''e bakıyordu. Esin atıldı: - Bu arkadaş Selim. Elektriklere bakacak. Telefonda demiştim ya! Suna samimi bir şekilde gülümsedi: - Ah kardeşim! Başımız dertte. Sürekli göz kırpıyor salon lambası. Adamın siniri bozuluyor. Ayrıca saç kurutma makinesini taktık mı "pat!"... Allah''tan sigorta takmasını biliyorum da her seferinde yapıyorum ama kalıcı bir çözüm bulsak iyi olur hani. Selim sevmişti bu cana yakın kızı. Başını salladı kibarca tebessüm ederek: - Siz merak etmeyin hallederiz. Esin oturma odasına girmişti bile.

- Önce bir kahve yap bize... Benimki sütlü olsun. Suna muzip bir tavırla elini başına götürdü: - Baş üstüne prenses... Hemen.

Selim''e döndü: - Siz ekselans? Süt ister misiniz? Selim gülerek başını iki yana salladı: - Hayır efendim. Sade olsun... Odada yalnız kalmıştı Esin''le Selim. Delikanlı kibar bir tavırla mırıldandı: - Çok tatlı bir arkadaşınız var! Ne kadar cana yakın! - Öyledir. Beni hayatımda en çok güldüren insanların başında gelir Suna. Üniversiteye kayıt olduğumuz gün tanıştık kendisiyle. O gün bu gündür hiç ayrılmadık diyebilirim. Severim kendisini.

O sırada elinde plastik bir tepsiyle gözünü tepsinin üzerindeki sıcak su dolu bardaklara dikmiş bir vaziyette girdi içeriye Suna. Ağır adımlarla ilerliyordu. Bakışlarını bardaklardan ayırmadan tiz bir sesle bağırdı: - Esin al şunları elimden şimdi devireceğim, kahve yerine havanı alacaksın. Esin gülerek tuttu tepsinin ucundan. Masaya koydu usulca. - Bir de panik yapmasan bayağı işe yarayacaksın ama... Suna elini kaldırıp vuracakmış gibi yaptı arkadaşına. Esin iki adım öteye kaçmıştı bile. Az sonra kahvelerini yudumluyorlardı. DEVAMI YARIN