Hakan gözlerini kapattı. Nefes almaya bile mecali kalmamıştı sanki. Tekrar gözlerini açtığı zaman Hülya yoktu karşısında. Hızla dönüp arkasına baktı. Genç kız koşar adımlarla çay bahçesinden çıkıyordu. Buram buram terlemişti bir anda. Yıldırım gibi fırladı sandalyesinden. O sırada siparişlerini getirmekte olan garsona çarptı hızla. Zavallı garson tepsinin üzerindekileri düşürmemek için ne yapacağını şaşırdı. Hayretle baktı koşarak uzaklaşan delikanlıya. Başını iki tarafa salladı öfkeyle, bağırdı arkasından: - Yavaş be aslanım! Hem sipariş verdin hem de nereye gidiyorsun? Senin gibi adama yakışır mı be bu? Başka zaman olsa Hakan yerin dibine girerdi böyle bir lafla karşılaştığında. Oysa aldırmadı bile. Çay bahçesinin kapısının az ilerisinde yakaladı Hülya''yı. Hızla yapıştı koluna.
- Dur! Bekle beni, gidemezsin böyle! Genç kız yüzünü buruşturdu: - Bırak kolumu, canımı acıtıyorsun. Sen busun işte. İsteklerine kavuşamayınca şiddete baş vurursun böyle. Yontulmamışsın. Hakan bir anda toparlandı, usulca indirdi kolunu yere. - Hülya, şaka yapıyorsun değil mi? Yalan söyledin, yine her zamanki gibi beni kızdırmak için yapıyorsun değil mi? Genç kız başını geriye doğru attı: - Hayır, gerçekleri gör artık. İstemiyorum seni... Bir başkası var hayatımda. Hakan düşecek gibiydi. Yüzü sarardı. Gerildi: - Kim? Kim bu? - Sana ne? Elbet bir gün öğrenirsin. Ben evleniyorum oğlum, sevdiğim insanla evleniyorum. Sana mutluluklar hayatında. Rahat bırak artık, dolaşma peşimde... - Ya ailen? Onların haberi var mı peki? Daha dün akşam babanla konuştum. Genç kız mavi gözlerini iyice açtı: - Benim hayatım hakkında kararları ben veririm. Kimse karışamaz bana anladın mı? Bu sözlerden sonra daha hızlandırdı adımlarını. Arkasına bakmadan uzaklaştı. Hakan çakılıp kalmıştı sanki. Yıllardır yüreğinin en müstesna bölümünde sevgisini yaşattığı insanı birkaç dakika içinde kaybettiğini öğrenmenin verdiği şokla kalakalmıştı. Bir şeyler kopuyordu göğsünden. Koşup genç kızı yakalamak, sarsmak, "olamaz, beni bırakamazsın" diye haykırmak geliyordu içinden. Bunu yapamamanın telaşı sanki acısını bastırmış gibi dağlıyordu yüreğini. Gözlerinin dolduğunu, iki damla yaşın uzayan sakallarının arasında kaybolup gittiğini fark etmedi bile. İçine bir taş yerleşmişti. Nefes almasını engelliyor, hıçkırmasına mani oluyor, yaşaması için gereken tüm fonksiyonları yok ediyordu. Bir sigara yakmaya çalıştı. Ellerinin titremesinden parmaklarının ucundaki kibriti denk getiremedi uzun süre. Bir başkası! Yıllardır, ta gençliğe ilk adım attığı günlerden beri yüreğindeki tahta yerleşmiş olan Hülya''nın bir başkasıyla evlenmesi... Dayanılacak bir acı değildi yaşadığı. Kendisini aldatılmış, bir köşeye atılmış, aşağılanmış olarak görüyordu. İnsanlar gelip soracaklardı bundan sonra "ne oldu?" diye... Nasıl "bitti!" diyecekti onlara. Bitti!.. Omuzları sarsıldı. Olduğu yere çömeldi. Dalgalar hafif hafif yalıyordu sahili. Gözlerini kaldırdı. Ağlıyordu. Martıları gördü yirmi yirmi beş metre ötede. Dönüyorlardı denizin üzerinde. Sonra hızla suya dalıyorlar ve birkaç saniyelik bir kayboluştan sonra tekrar gözüküyorlardı. Küçük bir köpek yaklaştı yanına. Kuyruğunu sallayarak baktı yüzüne. Sanki derdini soruyor, teselli etmek istiyor gibiydi. Titreyen parmaklarıyla onun sarı tüylerini okşadı. - Bitti küçük köpek... Şimdi senin kadar terk edilmiş, senin kadar yalnızım artık...
Sigarasından bir nefes daha çekip bir fiskeyle denize attı izmariti. Derin bir nefes aldı. Yaşamanın anlamı bir anda kayboluvermişti. Gururunun kırıldığını düşündü. En çok da bu yaraladı. Başını kaldırdı. Körfezin batısından gelen bir rüzgar yaladı yüzünü. Hafif bir serinleme hissetti bunaltıcı sıcağın ortasında. Hâlâ çömelik vaziyette kenarda duruyordu öylece... DEVAMI YARIN

