İskender Gülhan şaşırmamış gibiydi. Tok ve alaylı bir kahkahayla baktı kızına: - Hah, hah, hah, geldin ha! Geç bakalım... Diğer üç adama bir baş işaretiyle çıkmalarını söyledi. Adamlar tek sıra halinde, neredeyse yerlere eğilerek odayı terk ettiler. Uzun boyu ve yakışıklı görüntüsüyle tam karşısından duruyordu Esin''in babası.
- Evet, ne istiyorsun? - Neden yaptın bunu baba! Ne istiyorsun? Omuzlarını silkti adam. Kayıtsız bir tavırla dudak büktü: - Ben bir şey yapmadım. Kim demiş benim bir şey yaptığımı... Olan ne ki? Esin dişlerini sıktı. Gözleri kısıldı. Sanki kıvılcımlar fışkırıyordu yeşil gözlerinden: - Yapma baba! Oyun oynamıyorum ben! Bir de alay ediyorsun benimle... Hani senin sevgin, hani senin insanlığın, insanın vicdanı rahat edemez böyle bir şey karşısında. Sen ki bunu kızına yapıyorsun.... İskender bey ciddileşti. Geniş ağzı bir kere açılıp kapandı. Sonra kükrer gibi bir sesle bağırdı: - Kızıma mı? Ya kızımın bana yaptığı? Beni hiçe sayıp bir serserinin kolunda çekip gitmesi... Bu sığar mı evlatlığa?
Esin başını iki yana salladı hızla: - Çarpıtma baba! Ben hayatım için gittim. Size anlatmaya çalıştım. Dinlemediniz. Beni kendi çıkarlarınız için adeta mal gibi verecektiniz. Ya benim hayatım ne olacaktı, duygularım, yüreğimde beslediğim sevgi. Her şey para demek değil baba! İskender bey koltuklardan birine oturup alaycı bir ifade ile sırıttı yeniden. Ayak ayak üstüne atarak baktı kızına. Deminki sert sesi yumuşamış, garip bir tona bürünmüştü: - İyi ya işte... Her şey para demek değilse, siz de yaşayın sevginizi beş parasız o zaman...
Esin hırsından etrafını kırıp dökmek istiyordu. Kendisine hakim olmaya çalışarak başını kaldırdı: - Ben senden bir şey istemeye gelmedim zaten, sadece vicdanınla yüzleşmeni istedim, ama görüyorum ki bunu beklemem yanlışmış, vicdanıyla yüzleşecek bir adamın önce yüreği, sonra vicdanı olması gerekirmiş. Sen ikisinden de nasibini alamamışsın. Aynı makineden yapılmış bir robot gibi... Merak etme, bir daha karşına çıkacak değilim... Hızla geriye döndü, kapıyı çarparak çıktı dışarıya. Sekreter kız yeniden hayretle açtı gözlerini. İçeriden gelen bağırışları duymuştu az önce. Neler olup bittiğini anlamaya çalışmış, ama hiçbir şey çıkaramamıştı. Az sonra İskender bey göründü kapıda. Yüzü allak bullaktı. Sekreterine baktı: - Bana bir bardak su getir, bir de ilaç. Sonra Yıldız kooperatifin başkanını bul bana. Bir de yaşlı bir elektrikçi gelecek. Hemen içeri al. Adı Müşfik. Bekletmeden sok odaya. Adama verilmiş sözümüz var, tutalım... Esin holdingin merdivenlerinden gözyaşları içinde indi. Nereye, ne tarafa gideceğini bilmeden, gelişi güzel koştu sokaklarda. Bu kadar acımasızlığa inanamıyor, Selim''in düştüğü duruma kendisini sebep görüyor, daha da fazla kahroluyordu. Otobüs durağına geldiği zaman yüzü gözü allak bullak olmuştu. Dertleşmeye ihtiyacı vardı. Hemen bindi gelen otobüse. Yarım saat sonra Nişantaşı''nın kalabalık sokaklarında, biricik dert ortağı Suna''nın evine doğru yürüyordu hızla. Merdivenleri her zaman ki gibi yürüyerek çıktı. Suna karşısında Esin''i görünce bir çığlık attı farkında olmadan: - Ay! Nereden çıktın sen! Ne oldu? Yoksa Selim''le... Başını iki yana salladı genç kadın: - Hayır, Selim iyi. Hem de çok iyi. Babam... Babam onu kovdurdu Suna. İşsiz kaldı çocuk.
Genç kız şaşkınlıkla baktı arkadaşına: - Hey Allah''ım, sanki film çevriliyor burada... Şu olanlara bak! Hiç bu kadarını da bir arada yaşamamıştım. Arkadaşına sarılarak onu oturma odasına soktu. Koltuklardan birine oturttu. Esin hıçkırarak ağlamaya başlamıştı... DEVAMI YARIN

