Kaydet
a- | +A

Hava kararmıştı. Hafif bir rüzgar çıkmıştı denizden karaya doğru esen. Bakırköy sahillerinde balıkçı motorları yanaşmaya başlamıştı iskeleye. Kimisi de gece avına çıkmak için son hazırlıklarını tamamlıyordu. Mesai saati bittiği için aileler bu serin ama tertemiz havadan yararlanmak için sahilde yürüyüşe çıkmışlar, çay bahçeleri kalabalıklaşmıştı. Selim hızlı adımlarla yürüdü Nazif''in kahvesine. İçinden sürekli dua ediyor, adamın parayı bir yerlerden bulmasını diliyordu yüce Allah''tan. Usulca ve korkarak açtı kahvenin kapısını. İçeri girdiği anda da tam karşısında buldu Nazif''in şişman, pala bıyıklı yüzünü. - Ah! Korktum Nazif ağabey... - Karşıdan gördüm geldiğini. Gel, al paranı. Denkleştirdim, tam yüz elli milyon. İnşallah derdine derman olur. Sıkılma sakın, ne zaman olursa o zaman ödersin. Ağlamaklıydı Selim. Ellerini yakaladı kahvecinin. Hararetle sıktı. Gözlerindeki minnet duygusu pırıldıyordu adeta. Hiçbir şey diyemedi. Dili tutulmuştu sevinçten. Nazif onun hissettiklerini anlamış olacak ki eliyle omzunu okşadı: - Haydi git hanımının yanına, yalnız kalmasın. Yarın götürürsün. Birden durakladı, elini cebine attı, bir miktar para çıkartıp içinden üç tane on milyonluk çekti: - Şunu da al, yol parası, başka masraflar falan.. Haydi aslanım... Selim''in gözlerinden iki damla yaş süzüldü tıraşı uzamış yanaklarına. Dudaklarını ısırdı. Boğuk bir sesle fısıldadı: - Sağ ol ağabey... Sağ ol! Koşarak çıktı kahveden. Yıldırım hızıyla postahaneye geldi. Ceplerini yoklayarak doktor Yusuf beyin yazdığı kartı buldu. Üzerinde laboratuarın telefon numarası ve adresi yazılıydı. Hemen numaraları tuşladı. İçinden ısrarla tekrarlıyordu: - Allah''ım inşallah gitmemişlerdir, inşallah gitmemişlerdir.

Birkaç uzun çalıştan sonra açıldı karşı taraftan telefon. Neşeli bir bayan sesi uzatarak konuştu: - Alooo, çağdaş laboratuar? - Hanımefendi, ben sabah gelmiştim. Doktor Cahit beyle konuşmuştum. Yusuf beyin tavassutuyla gelmiştik. Bir tomografi vardı. Beyin tomografisi. Yarın mümkün mü acaba? Rica etsem acil... Randevu verebilir misiniz? Birkaç saniyelik sessizlik oldu karşı tarafta. Asırlar kadar uzun gelmişti Selim''e. Sonunda ses sordu aynı neşeli tonla: - İsim neydi beyefendi: - Esin... Esin Akmen. Eşim oluyor. Benim adım Selim Akmen. - Yarın saat onbirde gelebilirsiniz efendim. On buçukta burada olursanız iyi olur.... Sevinçle haykırdı genç adam: - Tabii efendim, oluruz inşallah. Teşekkür ederim. Asıl önemli olan bu randevuydu onun için. İşlerinin rast gittiğini düşünüp keyiflendi biraz. Karısının iyileşeceğine yürekten inanıyordu. Mutlaka geçici bir depresyondu olanlar. Az şey yaşamamıştı genç kadın. Ailesinden ayrılmış, çeşitli badireler, üzüntüler geçirmişti. Her ne kadar belli etmemeye çalışsa da Selim onun bakışlarının dalgınlığından ne kadar üzüntülü anlar yaşadığını fark edebiliyordu. Hızlandırdı adımlarını. Mutlaka Esin parayı nasıl temin ettiğini soracaktı.

- Doğruyu söylerim... diye düşündü. Nazif ağabeyden aldığımı söylerim. Borç olarak. Doğrusu da bu. Ne diye saklayayım ki.

Fırının önünden geçerken yeni çıkmış poğaçalardan üç tane sardırdı kokusuna dayanamayıp. Hepsine birer tane olmak şartıyla, yemekten sonra çayın yanında yerlerdi. Eve yaklaştıkça adımlarını hızlandırdı. Kapıyı anahtarıyla açmadı bu sefer, çaldı. İçeriden gelen hafif ayak sesleri Suna''nın yavaş hareket ettiğini gösteriyordu. "Esin uyuyor herhalde" diye düşündü.

- Sen mi geldin, gel!.. Şimdi uyudu. Hep seni sorup durdu, nasıl hallettin mi? Sevinçle salladı başını Selim: - Evet, yarın on buçukta orada olacağız. Nazif ağabey bulmuş parayı. Çok şükür Suna, o kadar korkuyordum ki... DEVAMI YARIN