Kaydet
a- | +A

Çenesinin hemen ucundaki seyrek sakalı konuşurken aşağı yukarıya sallanan, kısa boylu, zayıf, beyaz saçlı, kalın siyah çerçeveli gözlüklerinin altından zekice parlayan gözleri küçücük olan Profesör doktor Muharrem Doğan, zarif parmaklı ellerini çenesine dayayarak baktı elindeki tahlillere. Düşünceliydi. Hemen yanı başındaki koltukta oturan iri yarı, şişman ama küçük bir başı ve biçimli yüz hatları olan diğer meslektaşı Fazıl Sayar''a doğru uzattı kağıtları: - Aziz dostum. Bence durum o kadar basit değil. Vaka serebral bir olay...

Bundan sonrasında yaptıkları konuşmaları karşılarında oturmuş, heyecan içinde onları dinleyen ne İskender bey, ne Berrin hanım, ne de Güler anlayabildi. Tıbbi terimlerin yoğunlukta olduğu bir sohbeti iki adam uzun bir süreyle yaptılar. Sonunda Muharrem bey döndü: - Aziz dostum İskender Gülhan... Hanım kızı yatırıp bir hastahane kontrolü yapmamız gerekebilir. Sanıyorum arka tarafta bir tümör bu. Baştan MR çekilmesi, tomografi alınması gerekecek. Tahliller de var. İyice inceleyeceğiz... Ama baştan bir şey söylemek biz doktorların pek adeti değildir... Yine de büyük bir ihtimalle ameliyat görünmekte. O habis kitleyi oradan kaldırmamız lazım...

Doktor Fazıl Sayar da atıldı gür sesiyle: - Tabii bu arada bir mesele var. Onu tartışıyorduk değerli meslektaşımla... Kızınızın hamilelik durumu... İskender bey telaşla bağırdı: - Önemli değil. O çocuk çok da gerekli değil... Kızımın sağlığı daha mühim... Profesör Muharrem bey gülümsedi onun aceleci tavrı karşısında: - Mesele o kadar basit değil beyefendi... Bunun kararını anne verecek. Kızınızla konuşmak zorundayız bunu... Adam gerilmişti. Kaşlarını kaldırdı biraz sinirli bir şekilde: - Ona soracak olursanız izin vermez. Hastalığını bile bilmiyor daha... Fazıl bey ayağa kalkmıştı. Ellerini birbirine öyle bir çarptı ki dalmış bir şekilde onları dinleyen Güler havaya zıpladı: - Hah! İşte meselenin biri de bu! Kızınıza olanı biteni anlatmak istiyoruz. Bilmesi gerekli... Berrin hanım hafif bir çığlık atarak elini ağzına kapattı. Acıyla büyümüştü gözleri.

- Aman Allah''ım! Diye fısıldadı kendi kendine.

Doktorların ikisi de ona döndüler: - Mecburuz hanımefendi. Bebek hakkında sorular sormamız, hazırlık yapmamız gerekli. Bu arada, kaybedilen her vakit sizin aleyhinize. Aynı bir terörist gibi büyür bu tümör. Bir an önce bir karar verseniz iyi ve yerinde olur... İskender bey birkaç saniyelik bir suskunluktan sonra başını salladı: - Tamam doktor bey... Kızımla konuşun lütfen. Siz anlatın ona. Hemen bugün hastahaneye yatıralım kendisini... Muharrem bey önden, Fazıl bey arkadan salondan çıktılar. Berrin hanım başını eline dayayarak ağlamaya başlamıştı. İskender bey doktorların ardından koştu yol göstermek için. Adımlarını şaşırıyor, ayakları birbirine dolanıyordu. Esin iki doktorun uzun süren muayenesinden sonra kendisini yorgun hissederek uzanmıştı. Suna yanındaydı her zaman olduğu gibi. Ailesi salonda doktorlarla konuşurken iki arkadaş birlikte, Esin''in odasındaydılar. Genç kadın yatağında yatıyor, karşısındaki koltukta da arkadaşı oturuyordu. İkisi de konuşmuyorlardı. Esin''in gözleri tavana dikilmiş, tam uçlarında gelip giden pırıltılar oluşuyordu. Dokunsalar ağlayacak gibiydi. Eliyle karnını tutmuş, sanki bedeninde taşıdığı yavrusundan güç alıyordu bu ıstıraba dayanmak için. Hiçbir anlam verememişti saatler geçip de net olarak düşünmeye başladığı zaman Selim''in yaptığına. Hatta bir ara evden çıkıp gitmekle iyi yapıp yapmadığını bile sorgulamış, sevdiği insandan böylesine çabucak kopmayı kabullenememişti. Kızgın ve kırgındı. Selim''in gözlerinin içine bakarak söylediği "Seni istemiyorum, sevmiyorum artık" sözleri hâlâ kulaklarında çınlıyor, hatırladığı her anda gözleri doluyor, yüreği acıyordu.

DEVAMI YARIN