Selim odadaki tek pencerenin altında duran kanepenin üzerine uzanmış, elindeki kitabın satırlarında boş bakışlarla gezdiriyordu gözlerini. Okuduklarından hiçbir şey anlamıyordu. Oldukça soğuktu içerisi. Zaten tek odalıydı oturduğu gecekondu. Köşede duran gaz sobası sönüktü. Aşırı soğuklarda yakıyordu gaz masrafını kısıtlamak için. Aldığı para ancak yetiyordu yaşaması için. Dışarı hayatı yoktu. Kahveye falan hiç gitmezdi. Mahalledeki bir iki samimi arkadaşından başka hiçbir yakını yoktu. Mutfak olarak kullandığı kapının hemen yanı başındaki bölmede küçük taş bir tezgah vardı. Eski bir sarı musluk takılıydı evyenin üzerinde. Duvara monte edilmiş üçlü rafların üzerinde iki küçük tencere, birkaç tabak, dört tane de plastik bardak vardı. Kaşığı, çatalı pazardan aldığı plastik muhafazanın içindeydi. Buram buram yoksulluk kokuyordu içerisi ama tertemizdi her yer. Titiz bir gençti Selim. Odasının penceresine takılı basma perdeler buz gibiydi. Çamaşırını elinde yıkıyordu. Kapının arkasında üzeri basma bir örtüyle örtülü iki tane şiltesi vardı. Yastıklarını anneciğinden kalma iki yorganını düzgün bir şekilde katlayıp şiltelerin üzerine yerleştirmiş, üzerini de örtmüştü. Eski bir masa ve iki tane de sandalyeydi kalan bütün eşyası. Bir portatif radyo duruyordu masanın üzerinde. Usulca kalktı uzandığı kanepeden. Boş vakitlerinin çoğu bu odanın içinde geçiyordu. Kışa girerken duvarlara badana yapmış, kapıları, çerçeveleri boyamıştı. Aklı Esin''de#di. İlk defa bu duyguları yaşıyordu. Usulca göz gezdirdi odanın içinde. Karamsarlık çöktü bir anda yüzüne.
- Ben de hayal dünyasına dalıverdim bir anda... diye söylendi kendi kendine. Eve girdiğinden beri hayal kuruyordu. Yüreğinde kıvılcımlanan ateşi hayalleriyle süslemişti. Çok güzel bir kızdı Esin. Cana yakın, samimi ve tevazu doluydu. Bu güne kadar idealleri sadece kendine ait bir dükkan açabilecek bir düzeye gelmek ve kendi işinin başına geçmekti. Oysa eve geldiğinden beri bambaşka şeyler düşünmeye başlamıştı. Bir kazak daha giydi üstüne. Üşümüştü. Acı bir gülümseme belirdi yüzünde: - Şu halime bak... Bu halde neler düşünüyorum. Ne kadar arkadaş olabilirim ki Esin''le? Ona verebilecek neyim var ki? O zengin bir kız. Alışmış olduğu bir hayat var. Benimle gezip tozarken onu götürebilecek bir yer bile yok. Var olana da benim gücüm yetmez. Boş yere ümitleniyorum. Kendime gelmem lazım... Diye söylendi kendi kendine. Yüzüne bir hüzün çöküverdi bir anda. Radyoyu karıştırdı sıkıntılı tavırlarla. Canı hiçbir şey yapmak istemiyordu. Saatine baktı. Gecenin onu olmuştu. Şilteyi kucaklayıp kanepenin üzerine koydu. Yazın doğrudan kanepeye yatıyordu. Soğuk havada ise altına şilte seriyordu. Sanki daha sıcak oluyordu böyle yapınca.
- Bir daha zaten nerede göreceğim ki! Diye geçirdi aklından. Birden hafta sonunda Suna''nın balık pişireceği geldi aklına. Tuhaf bir sevinç belirdi içinde. Uzandı yatağına. Gözlerini yer yer sıvaları kabarmış tavana dikti. Anne ve babasının yokluğunu çok acı bir şekilde yaşamıştı askerden geldiği zaman. Günlerce ayakları geri gitmişti evinin önüne geldiğinde. İçeri girmek istememiş, sokaklarda dolaşmıştı tek başına. Böyle zamanlarda o kadar çok özlüyordu ki onları. Başını anacığının dizlerine dayamak, ondan güç almak ihtiyacını hissediyordu. Yalnızlığı bir sızı halinde çöreklenmişti yüreğine. Durgun ve çekingen bir çocuktu. Hep yaşından büyük düşünmüştü. Küçüklüğünden beri olgun tavırları, kişilikli karakteriyle dikkati çekmişti. Hesna oğlunu severken: - Benim akıllı oğlum, büyük adam olacak benim Selim''im... diye severdi. Babası Kazım efendi hep gurur duymuştu oğluyla. Okuldan takdirname getirdiği zamanlar saklıca takdir belgesini ceketinin iç cebine koyar, çalıştığı çay ocağına gelen bütün müşterilere defalarca gösterirdi. Babacığının ölüm haberini aldığı zaman ağlayamamış, kilitlenmişti sanki. Haberi veren komutanının odasından sürüklenerek çıkmıştı sanki. Hemen garnizonun duvarına çökmüş, başını ellerinin arasına alarak dakikalarca kalmıştı orada. Evine gelip onun cenazesini kaldırmış, anacığını teselli etmeye uğraşmıştı. İzni bitip geri dönerken sıkıca sarılmıştı annesine. O zaman ağlamıştı işte doyasıya. Nereden bilirdi ki anacığını da son görüşü olduğunu. Dünyası yıkılıvermişti sanki bir anda. Koskoca dünyada bir nokta kadar küçük ve yalnız hissetmişti kendini. İnsan oğlu her acıya katlanıyor, sabretmesini öğrenerek hayatını sürdürüyordu işte.
DEVAMI YARIN

