Müşfik usta gözlerini kırpıştırdı. Yüzüne sonradan eklenmiş gibi duran düğme şeklindeki gözleri sanki oyuncak bebeklerin gözleri gibi otomatik bir şekilde açılıp kapandı. Tekrarladı sorusunu bir kez daha: - Buyur hanım kızım, ne istemiştin? Bu sırada dükkanın kapısındaki çıngırak sesi duyuldu. Her ikisi de hızla dönüp içeri giren kişiye baktılar. Selim elinde ampullerle şaşkın bir tavırla Esin''e dikmişti gözlerini. Genç kız tarifsiz bir rahatlama duydu: - Ah! Ben de sizi arıyordum. Söylemiştim arkadaşın evi için. Müsaitseniz... Genç adamın yüzüne bir sevinç yayıldı. Ustasına baktı yalvaran gözlerle: - Ne dersin usta, o hanımın işini akşam üzerine bırakalım mı? Müşfik usta şaşkın bir şekilde kalfasını izledi. İlk defa böyle bir şey yapıyordu genç adam. Hep disiplinli ve sıra hakkı yemeyen bir çalışma sistemi vardı. Selim ekledi: - Küçük hanım İskender beyin kızı. Bu sabah gitmiştim bana söylemişti iş olduğunu. Unuttum sana haber vermeyi. Müşfik beyin yüz hatları gevşeyiverdi.
- O zaman başka aslanım, daha önce söylesen. Tamam sen kızımızın işini hallet. Ben öteki tarafı idare ederim. Babanıza hürmetler küçük hanım. Çok saygı duyarım kendisine. Nasıl arızalar giderildi değil mi? Memnun musunuz? Esin hafifçe tebessüm etti: - Çok teşekkür ederim. Her şey mükemmel.
Selim takım çantasını kaptı ve hızla montunu giydi. Genç kıza döndü: - Gidelim arzu ederseniz... Müşfik bey bağırdı arkasından: - Selim, uzarsa işin telefon et oğlum. Esin önden gidip arabanın kapılarını açtı. Birkaç saniye sonra caddede ilerliyorlardı. - Uzak mı gideceğimiz yer? - Biraz... Nişantaşı''nda. Bir mahzuru var mı? Sanki sevinmiş gibiydi genç adam. Keyifle yaslandı arkasına: - Hayır, hiçbir mahzuru yok, öylesine sordum.
Bir müddet konuşmadılar. İkisi de tuhaf bir heyecan içindeydiler. Sanki ağızlarını açarlarsa bir şey olacakmış gibi konuşmaktan korkuyorlardı. Sonunda genç kız dayanamadı. Gözlerini yoldan ayırmadan sordu: - Nerede oturuyorsunuz? - Gültepe''de.
Hayretle çevirdi başını Selim''e doğru: - Çok uzak değil mi dükkanla arası? Bildiğim kadarıyla Gültepe yukarıda? - Evet, uzak ama ne yapayım. Evim orada. Daha doğrusu annemden babamdan kalan. Kendimizin değildi. Kiraydı ama ev sahibi iyi bir insan çıktı. Ben oturmaya devam ediyorum. - Yalnız zor olmuyor mu sizin için? Selim dalgın bakışlarını dışarıya çevirdi. Fısıldar gibi cevap verdi: - Oluyor ama alıştım artık. İnsanoğlu garip bir yaratık. Her şeye alışıyor. En imkansız denilen şeylere bile. Esin cevap vermedi. Delikanlının bu konuda gerçekten çok hassas olduğu belliydi. Yan gözle ona fark ettirmeden süzdü. Siyah dalgalı saçları pırıl pırıldı. Keskin hatları, düzgün burnu ve biçimli ağzıyla gerçekten çok yakışıklıydı. Yüreğindeki heyecan onu endişelendirmeye başlamıştı. Elleri titriyordu direksiyonu tutarken. Birden yanan kırmızı ışığa bu nedenle sevindi...
DEVAMI YARIN

