Kaydet
a- | +A

Esin arkadaşının getirdiği suyu güçlükle yudumladı. Gözlerinin altı kararmıştı. Her ne kadar çevresindekilere "iyiyim" diye feryat etse de oldukça hırpalanmış ve ıstırap içinde olduğu belli oluyordu. Suna birkaç yudum suyu içirdikten sonra şefkatli bir şekilde onu tekrar yatırdı.

- Hah, şöyle... Biraz uyumalısın bana kalırsa... - Selim... Selim nerede? Diye fısıldadı genç kadın. Saat kaç oldu? - Gelir şimdi. Çocuğun da işleri var be anam babam, dükkana gidip patronuna söylemesi lazım gelemeyeceğini.

Esin başını yastığa koyar koymaz gözlerini kapatmıştı. Etrafına bakmaya mecali yoktu. Mırıldandı usulca: - Benim yüzümden işinden de oldu. Hele sen, okula da gitmedin... Suna sıkılmış gibi dudak büktü: - Çok biliyorsun sen ya, konuş bakalım.

Tam bu sırada kapıda dönen anahtar sesi sesini yükseltmesine sebep olmuştu: - Hah, geldi sevgili eşin işte. İyi çocukmuş, lafının üstüne damladı maşallah! Esin gözleri kapalı gülümsedi: - Dünyanın en iyi insanıdır o... Selim endişeli bir yüzle daldı odaya. Elinde meyve, ekmek ve bir paket vardı. Yarım kilocuk et almıştı. Suna''ya baktı: - Nasıl? Bir şey yok değil mi? Suna kaşlarını kaldırdı yan gözle gözleri kapalı arkadaşına bakarak: - İyi... Şimdi su içti. Seni merak ediyordu... Genç adam iki adımda karısının başucundaydı. Çömeldi dizlerinin üzerine, onun yastığıyla aynı hizaya geldi başı. Sevgiyle fısıldadı. Sesi yumuşacıktı. - Esin... Hayatım, nasılsın? Genç kadın uzun uğraşlardan sonra açtı gözlerini. Zoraki bir gülümseme belirdi dudaklarında. Ama gözlerinin içi parlayıvermişti. Onun mecalsizliğinin en belirgin göstergesiydi bu.

- Selim... Neredeydin? - Dükkana gittim, patronla konuştum. İzin aldım hafta sonuna kadar. Üç gün izinliyim yani, senin tedavinle uğraşacağız. Bir şeyin kalmayacak göreceksin. Şu tomografiyi çektirelim bir.. Ondan sonrası kolay artık... Esin azıcık da olsa gayretlenmiş gibiydi. Vücudunu yukarı doğru çekmeye çalıştı. Suna ve Selim fırladılar yardımcı olmak için. Genç kadını kollarından yakaladı Selim, Suna da yastığını düzeltti, oturur gibi yatırdılar. Biraz gözleri açılmıştı Esin''in. - Şuna bak! Diye söylendi Suna... Bunun bütün nazı banaymış ayol, kocasını görünce kalkıp koşacak neredeyse... Gülüştüler... Şefkatle okşadı onun saçlarını Selim. Fısıldadı kulağına: - Bana kalırsa gözlerini kapatıp dinlenmelisin. Kendin için değilse bile bebeğimiz için. Biz de mutfakta yiyecek bir şeyler hazırlayalım. Haydi suna... İki genç mutfak diye kullanılan bölmeye geçer geçmez Selim''in yüz ifadesi değişti, gözleri kısıldı, yüzü gerildi. Bu ani değişimi fark eden Suna hayretle baktı onun yüzüne: - Laboratuardakilerle konuştum Suna. Tam yüz elli milyon istiyorlar tomografi için. Kahveci bir ağabeyim var. Ona söyledim, ayarlayabilirse akşama getirecek. Ama ya sonrası. Usta izin verdi bana hafta sonuna kadar ama haftalığımdan kesecek... Genç kız dudaklarını ısırdı: - Ne anlayışsız adamlar var şu dünyada be! Yapılır mı böyle şey!.. Çaresizce sustular sonunda. Hiç konuşmadan hazırladılar yemekleri. İkisi de tedirgindi... DEVAMI YARIN