Mualla hanım kapının ısrarla çalmasına bir anlam veremeden sabahlığını geçirdi sırtına. Koridorun ışıklarını yakıp kulağını dayadı kapıya: - Kim o? - Hala, benim. Esin, açar mısın? Kadın telaşlı bir şekilde kilide sarıldı. O kadar heyecanlanmıştı ki güçlükle çevirebildi anahtarı. Gözleri hayretten büyümüştü. Esin''i görünce kısa bir çığlık attı: - Esin! Canım benim, en oldu? Ne bu hal? Yoksa babana mı bir şey oldu? - Hayır hala, ne olur içeri girelim. Bak hala, bu Selim. Benim nişanlım. Kadın şaşkınlık üzerine şaşkınlık yaşıyordu. Soru dolu gözleri iki genç arasından mekik dokuyordu sanki. İçeri girdiler Mualla hanımın yana çekilmesiyle Selim saygılı bir şekilde eğilip kadının elini öptü: - Nişanlın mı Esin? Aşk olsun, nişanlanıp bana haber vermedin mi yani? Genç kız yorgunluktan bitkindi. Bütün gece direksiyon sallamıştı. Gülümsedi zorlukla: - Hayır hala, kimsenin haberi yok. İlk defa sen duyuyorsun şimdi. Anlatacağım her şeyi. Mualla hanım orta boylu, kumral, kestane rengi saçlı, hafif toplu, tıpkı İskender beye benzeyen dudak biçimi, ve Esin''in ki gibi yeşil gözleriyle hoş bir kadındı. Yaşını gösteriyordu. İskender beyden on dört yaş büyüktü. Yani altmış dört yaşlarındaydı.
- Durun, karnınız açtır sizin şimdi...
Esin rahatlamıştı. Gülümsedi keyifle: - Gerçekten aç hala! Ben hiçbir şey yemedim saatlerdir. Selim''de öyledir.
Genç adam hiç konuşmuyordu. Kibarca gülümsedi sadece. Koridorun sağ tarafındaki odaya girdiler Mualla hanımın peşi sıra. Son derece sade döşenmiş bir evdi burası. Duvarda rahmetli eşiyle yan yana bir resmi asılıydı Mualla hanımın.
- Siz oturun, dinlenin bakayım, ben bir şeyler getiririm şimdi. Hemen aceleyle mutfağa geçti. Buzdolabından akşamüzeri yaptığı musakka yemeğini çıkardı. Bir tabağa domates doğrayıp tuzladı. Biraz da börek vardı tezgahın üzerinde. Musakka ısınınca iki tabak, iki çatal, iki bıçak ve iki bardak koydu geniş, bakır bir tepsinin içine. Domatesi ve ısınan yemeği de yerleştirdi. Tuz, karabiber ve ekmek aldı. Su doldurdu. Kucaklayarak oturma odasına getirdi: - Kusura bakmayacaksınız artık, evde olanlar, bilseydim geleceğinizi... Esin sevgiyle sarıldı yaşlı kadının boynuna. İki yanağından öptü: - Sağ ol hala! Bilmez miyim senin nasıl bir insan olduğunu. Haydi gel selim diyerek genç adama döndü. Sofraya oturdular. Mualla hanım yan gözle inceliyordu Selim''i. Sonunda dayanamadı: - Biriniz bana neler olduğunu anlatsa da kurtulsam bu meraktan.
Esin ağzındaki lokmayı iki üç kere daha çevirip yuttuktan sonra : - Evi terk ettim ben hala... dedi.
- Beni Erol Sönmez''in oğluyla evlendirecekler. Hem de zorla. Oysa ben... Mahcup bir şekilde Selim''e bakıp başını eğdi. Mualla hanım devam etti onun kaldığı yerden: - Ama sen bu genci istiyorsun... Başını salladı kız. Derin bir nefes alıp devam etti: - Annemin, babamın düşüncelerini bilirsin sen. Zorladılar beni, Erol beylerle görüştüler. Sonunda babam bu güne kadar hiç karşılaşmadığım bir tavır takındı. Kıyameti kopardı ve dediğini olacağını söyledi. Ben de çıktım evden Selim''e gittim. O da beni buraya getirdi. Hemen işlemlerimizi yaptırıp evleneceğiz hala. İşte bütün mesele bu kadar! DEVAMI YARIN

