Kaydet
a- | +A

Tarık, arabasını park edip anahtarlarını elinde sallayarak ilerledi evine doğru. Müthiş bir sıcak vardı. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Yıldızlar sanki elini uzatsa yakalayacakmış kadar yakın görünüyorlardı. Pırıl pırıldı hava. Hayretle izledi bu görüntüyü uzun bir süre. Öyle ki yıldızların şekilleri o güne kadar hiç görmediği biçimde belliydi. Bir tek kıpırtı bile yoktu havada. Tuhaf, garip bir sessizlik vardı. Geceler boyunca durmadan öten ağustos böcekleri de susmuştu. Sanki bütün canlılar derin bir uykudaydı... Yavaşça çıktı sokak kapısına giden dört basamağı. Anahtarıyla girdi içeriye. Annesi ve babası yatmış olacaktı. Araba aşağıda olduğuna göre evdeler demekti. Lavaboya gidip ellerini yıkamak istedi. Çeşmeyi açtığı zaman akan suyun sıcaklığından irkildi. Neredeyse kaynar su akıyordu çeşmeden.

- Bu ne sıcak böyle, hiç görmedim şimdiye kadarını... diye söylendi. Bir duş aldı aceleyle. Hemen yatağına girdi. Uzun süre uyumadı. Hülya''yı düşündü. Dudaklarında ılık bir tebessüm belirmişti. Ellerini ensesinin arkasına bağladı. Gözlerini tavana dikti. - Çok güzel bir kız! Böylesini Avrupa''da bile görmedim ne yalan söyleyeyim... diye geçirdi aklından. Yaz ayları için heyecanlı bir macera olabilirdi. Aslında gelecek için planlar yapmasının zamanı gelmişti. Annesi de babası da durmadan başının etini yiyorlardı geldiğinden beri. Durup durup aynı konuyu açıyorlar: - Ne düşünüyorsun çocuğum askerden sonra? Diye soruyorlardı. Oysa bir süre dinlenmekti niyeti Tarık''ın. Güzel bir öğrenim hayatı geçirmişti. Ufku genişti. Kendine göre beklentileri vardı hayattan. Mutlaka bu beklentilerin içinde bir yuva kurma düşüncesi de ön sıralarda yer alıyordu. Ama kafasına uygun, hayatını paylaşabileceği tarzda bir eş adayını şimdiye kadar hiç görmemişti çevresindeki genç kızlarda. Birden garip bir düşünceyle irkildi. - Neden olmasın? Eğer aklı başında, kafama uygun bir kızsa neden olmasın? Diye söylendi usulca. Hülya''yı getirmişti aklına. Güzel, hem de çok güzel bir kızdı. Ailesinin orta halli bir kasabalı olması hiç de problem değildi Tarık için. Bu işe karşı çıkacak tek insan annesi olurdu mutlaka. O da o kadar önemli değildi delikanlıya göre. Nasıl olsa istediğini yaptırırdı. Akşam üzeri buluştukları zaman dikkatle incelemeye karar verdi genç kızı. Göz kapakları ağırlaşmıştı bu düşünceler içinde gidip gelirken. Yan döndü, ter içindeydi. Odasının camları ardına kadar açıktı. Birden dışarıda sesler duydu. Kulak kabarttı. Birisi dolaşıyordu koridorda. Birden odasının kapısı açıldı. Gözlerini kısıp baktı karanlıkta. Babasıydı kapıdan uzanan başın sahibi: - Baba, ne oldu? - Hah, geldin mi diye baktım oğlum. Çok sıcak yahu! Uyku falan uyunmuyor... Kalkıp oturdu yatağının içinde. Elinin tersiyle alnında biriken terleri sildi: - Haklısın baba, anormal bir hava var. Öyle de aydınlık ki gökyüzü... Garip geldi bana! Sadık bey pencereye yaklaştı, dışarıya uzattı başını: - Ne kadar sessiz! Tuhaf... Tarık da kalkmış, babasının yanına gelmişti. Birlikte baktılar bahçeye... - Ağustos böcekleri de ötmüyor farkında mısın? Sadık bey birkaç saniye sessizce dinledi dışarıyı. Sonra şaşkın bir sesle onayladı oğlunun sözlerini: - Evet! Bak ben fark etmemiştim. Tuhaflık oradan geliyor işte... Böcekler ötmüyor, çıt yok! Neden acaba? Tarık muzip bir tavırla güldü: - Onlar da sıcaktan bunalmışlardır baba! Hayvancıklar ter içinde yatıyorlardır... Sadık bey gülümsedi oğlunun sözlerine. Yine de hayret içinde mırıldandı: - Eskiler hiç iyiye yormazlardı böyle havaları... Hayırlısı, bakalım! DEVAMI YARIN