Kaydet
a- | +A

Mahmut atıldı heyecanla: - Ne demek beyim, hemen sizin için demleriz yeniden. O birkaç saatlik çay... Yaramaz size. Telaşla karısına döndü: - Nemika, ocağa çay koy yeniden, haydi sallanma... Nemika hanım son yıllarda oldukça şişmanlayan vücudunu çevik bir hareketle döndürdü ve rafın üzerindeki büyük çay paketini alıp demliğe boşalttı. Şaşırmış gibiydi bu aniden çıkıveren kalabalıktan. Hiçbir şey söylemeden kocasının telaşla verdiği direktifleri yerine getiriyordu bir robot gibi. Hülya ise heyecandan titrediğini fark edip kendini kontrol etmeye uğraşıyordu. Tarık yumuşak bir sesle yanı başında dikilen genç kıza fısıldadı: - Sandviçler o kadar güzeldi ki... Ama onlardan daha güzel olan başka bir şey için geldim bu saatte... Dudaklarının kenarları kıvrıldı genç kızın. Telaşla babasının olduğu tarafa baktı söylenenleri duyabileceği korkusuyla. Mahmut aceleci tavırlarla sandviçleri hazırlıyordu. Genç kız zor duyulan bir sesle mırıldandı: - Anladım zaten... - Yaa, öyle mi? Güzel olduğun kadar zeki bir kızsın da demek ki! Daha çok severim böyle insanları... Yarın iskelenin orada bekleyeceğim seni. Saat beş buçukta... Tam bu sırada gençlerin oturduğu masadan seslendiler: - Tarık! Ne duruyorsun orada gelsene... Genç adam muzipçe göz kırptı Hülya''ya... Dudaklarında müstehzi bir tebessümle arkadaşlarının olduğu tarafa doğru uzaklaştı. Hülya yüreğinin yerinden fırlayıp dışarıya çıkacağını zannetti bir anda. Bu zengin olduğu su götürmez bir gerçek olan yakışıklı delikanlının kendisine gösterdiği ilgiden şaşkına dönmüş, heyecandan eli ayağına dolaşmıştı. Daldığı bu kargaşadan babasının telaşlı sesiyle irkildi: - Kızım çayları götürsene, ne dikiliyorsun orada öyle! Sandviçler de hazır neredeyse... Hemen hareketlendi. Gençlerin bulunduğu masaya servis yaparken Tarık''ın gözlerinin kendisinin üzerinde olduğunu fark ediyor, böyle olunca da yaptığı işi şaşırıp iyice saçmalıyordu. Az kalsın çayları döküyordu masaya. Hatta onun bu hareketine Aylin biraz da sinirlenerek tepki göstermişti: - Kızım dikkat etsene, berbat edeceksin üstümüzü başımızı şimdi... Kekeledi Hülya: - Af... affedersiniz...

Utanarak koştu tezgahın başına. Neredeyse ağlayacaktı. Mahcup olmuştu Tarık''a karşı. Dişlerini gıcırtadarak baktı Aylin''e. O ise neşeli kahkahalar atarak şakalaşıyordu arkadaşlarıyla. İçinde tarifsiz bir öfke ve kıskançlık duydu ona karşı. Babasının tezgaha bıraktığı tepsiyi alıp tekrar masaya yöneldi. Onu gören Tarık hemen ayağa fırladı. Tepsinin bir ucundan tuttu: - Yardım edeyim size... Gençler hayretle gülüştüler. Bir tanesi esprili bir şekilde atıldı: - Tarık''cığım, burası kendin pişir kendin ye lokantası değil... Aldırmadı genç adam. Gri yeşil gözleri parlıyordu. Bakışlarını Hülya''ya dikmiş, onun sandviç tabaklarını dağıtmasına bakıyordu elinde tepsiyle. Turhan dayanamadı: - Çocuklar yarın Tarık''ı bir sandviççinin yanında çalışırken bulursak hiç şaşmayın, baksanıza hemen ısınıverdi bu işe. Aylin ise ortada bir şeyler döndüğünü anlamış, gözlerini kısarak bir Hülya''ya, bir de Tarık''a bakıyordu. Ukala bir tavırla atıldı: - Bana kalırsa bu işin içindeki olay başka! Birileri bir şeylerin peşinde... Tarık''ın gözlerinde yumuşak bakışlar birden ciddileşip kızgın bir şekilde dikildi Aylin''e. Garip bir sessizlik oluverdi bir anda.

DEVAMI YARIN