Kaydet
a- | +A

Sadık bey kır saçlı, oğlu kadar olmasa bile ortadan daha uzunca boylu, kaşları birbirine çok yakın, sevimli bir adamdı. Son yıllarda kilo almış, hafifçe göbeklenmişti. İkide bir de ellerini karnının üzerinde gezdirir ve sıkıntılı bir şekilde: - Yahu, iyice şiştik, eritmeli bu göbeği... der dururdu. Yazlığına geldiği zamanlarda her sabah erkenden eşofmanlarını giyer ve Karamürsel''e kadar koşar, çarşının sonunda dönüp tekrar geri gelirdi. Adet edinmişti bu sabah sporunu. Ama boğazına bir türlü hakim olamıyordu. Arabasının kapılarını kilitledikten sonra hemen yanı başında duran spor otomobile baktı, sonra kapıda beliren oğluna döndü: - Neden buraya bıraktın Tarık arabanı? - Akşam çıkacağım baba arkadaşlarla... Sarılıp öpüştüler. Semiha hanım hemen kocasının terliklerini koydu önüne. Son derece modern bir hayatları olmasına rağmen bu tür şeylere dikkat ederdi Sadık bey. Büyüdüğü o feodal aile yapısından olsa gerek hizmetinin karısı tarafından görülmesini isterdi. Semiha hanım da hiç gocunmadan kabullenmişti bunu. Sofraya bir göz attı yaşlı adam: - Oh! Mis gibi... Rahmiye hanım döktürmüş yine dolmaları... Rahmiye yakın köylerden birinde oturan yardımcı kadındı. Her yaz Semiha hanımlar taşınınca her gün üç dört saatliğine gelir, işlerini yapardı. Sadık bey arabasının anahtarlarını koydu büfenin üzerine. Çam ağacından yapılmış mobilyalarla döşenmişti salon. Tam bir yazlık evdi. Ama yine de Sadık beyin o ince zevkinin izleri belli oluyordu her yerde.

- Boğucu bir sıcak var çocuklar, hiç böyle olmadıydı bugüne kadar. Acayip bir şey... Semiha hanım başını salladı: - Burası da öyle... Akşama kadar nefes bile alamıyoruz. Çöl gibi... Oğluna döndü, sevimli bir gülümsemeyle sordu: - Eee, delikanlı, nasıl geçiyor zaman? Omuzlarını kaldırdı Tarık: - İyidir baba! Çocuklarla avarelik yapıyoruz işte... - Yap oğlum, yap! Keyfince bir tatil geçir bakalım... Mart ayında askersin hayırlısıyla... Yan gözle karısına baktı fark ettirmeden, sonra oğluna dönüp gizlice göz kırptı ve devam etti: - Sonra da hayırlısıyla evlenirsin. Semiha hanım irkilerek kaldırdı başını: - Ne öyle acelen, çocuğu başından atmak istermiş gibi. Hem dur bakalım, gelinimi ben seçeceğim... Sadık bey bir kahkaha attı okkalı tarafından. Tarık da gülmeye başlamıştı. Semiha hanım gücenmiş gibi astı suratını. Delikanlı hemen annesinin yanına gelip sarıldı onun boynuna: - Üzülme anacığım, senin onayını almadan kimseyle oturmam nikah masasına... Sadık bey gülmeye devam ederek kapıya doğru yürüdü: - Ben bir duş alayım, sonra sofraya oturalım. Hanım akşam çıkıp biraz yürüyelim biz de sahil boyunca... Hava evde oturulacak gibi değil... Yirmi dakika kadar sonra sofradaydılar. Havadan sudan bahsederek yediler yemeklerini. Tarık o kadar sandviç yemiş olmasına rağmen annesinin tabağına koyduğu hiçbir şeyi reddetmedi. Yemekten sonra verandaya çıktılar baba oğul. Tarık biraz da çekinerek mırıldandı: - Bu akşam çocuklarla diskoya gideceğiz baba sitelere. Arabada benzin az kaldı. Hemen elini cebine daldırdı Sadık bey, bir tomar beş milyonluk çıkartıp on tane kadarını çekip uzattı oğluna: - Sıkılma aslanım, bitince yine iste... * DEVAMI YARIN