Hülya aynanın karşısında dikkatle süzdü kendisini. Nemika hanım başını uzattı odaya, kızının o halini görünce bir bulutlanma oldu yüzünde: - Gene ne süslenip duruyorsun kız! Nereye gidiliyor böyle? Genç kız umursamaz bir tavırla: - Bilmiyormuş gibi sorma anne! Tarık''la buluşacağım. Annesine söyleyecekti dün gece.
Nemika hanım sıkıntılı sıkıntılı soludu: - Bana bak, anasına mı diyecek ne diyecekse desin, böyle olmaz bu iş. Böyle her gün, her gün gezmek de neyin nesi? Baban duyarsa değil anası, sülalesi gelse kurtaramaz seni de beni de... Hem baksana bana. O Hakan babana söylerse bir şey! Omuz silkti Hülya: - Merak etme anne, Hakan uzun süre buralarda gözükmez.
Kadın rahatlamış gibi gevşedi. Usulca mırıldandı: - Meserret hanım da gelmez bu taraflara zaten... Birden tekrar celallendi. Hızlı hızlı konuştu: - Elin ağzı torba değil bilmiş ol! Bir gören olsa seni oralarda... - Merak etme anne, bugün Tarık''a söylerim. Bir yüzük takarız hiç olmazsa... Kadın cevap vermedi. Sıkıştırmazsa olmazdı bu işler. Kocasına uyduracağı bahaneyi düşünmeye başladı. Her gün arkadaş yalanını uyduramazdı. Hızla geri dönüp kızının odasından uzattı başını: - Ben gideyim öğleden sonra dükkana. Hülya evde diyeceğim. Biraz keyfi yok, midesi bozulmuş diyeceğim babana. Bozma sakın. Bana bak dünkü gibi gecenin bir saatinde gelirsen bu son olur bilmiş ol! Hülya hayatından memnun bir şekilde kıkırdadı: - Yaşa sen anne! Tamam, söz, geç kalmayacağım.
Ekrem bey kızından akşama marangozun geleceğini öğrenince ellerini birbirine çırptı sevinçle: - Hah, yaşa kızım. Ne olur gelince sahilde bizim şu kayığa kadar götür, gösteriver bir tanem. Oturma tahtası çatlamış, değiştirebilir mi? Çok basit, dikdörtgen bir tahta kesecek sadece. Kaç paraysa veririz.
Aylin başını salladı. Marangoz genç hoşuna gitmişti. Tuhaf bir etkileyiciliği vardı genç adamın. Gözleri simsiyah ve çok sert bakıyordu. Bakışlarında gizli bir hüzün varmış gibiydi. Sabah görmüştü marangoza giderken Tarık''ı. Her zamanki gibi Turhan''la birlikte parke taş kaplı sahil yolunda koşuyorlardı. Uzaktan genç kızı görmüş, kayıtsızca el bile sallamıştı genç adam. Öfkeyle gaza basmıştı bunu görünce Aylin.
- Kendini ne sanıyor bu ukala? Diye söylenmişti. Nergis hanım da evden çıkacaktı öğlenden sonra. Bugün de bir başka evde toplanacaklardı konken oynamak için. Ekrem bey ise öğlen yemeğinden sonra İstanbul''a dönüyordu işinin başına. En erken çarşambaya veya perşembeye dönerdi artık. Onu kapıya kadar geçirdi Aylin. Yanaklarından öptü veda ederken: - Bana gelirken bir şeyler al baba! Diye şımarıkça huysuzlandı. Çocukluğundan beri alışmıştı buna. Ekrem bey, her gelişinde bir şeyler getirmeyi adet haline getirmişti. Gülümsedi: - Tabii bir tanem, tabii... Güzelce eğlen bakayım. Ha... Marangoz işini hallet. Canın ne istiyorsa yaptır... Gülümsedi genç kız. Kedi gibi sokulduğu babasından usulca ayrıldı. Elini salladı: - Güle güle baba! Erken gel, sakın hafta sonuna kalma... DEVAMI YARIN

