Hakan Cumartesi sabah biraz geç gitti atölyeye. Çırak gelmiş kapıda bekliyordu. Hafifçe gülümseyerek onun kafasını okşadı: - N''aber Burak?
- İyilik Hakan ağabey...
- Bugün öğlenden sonra çalışmayacağız Burak! İşleri hafiflettik çok şükür. Biraz dinlenelim.
Sevinçle sırıttı küçük çocuk. Hakan''ın gözünden kaçmadı bu sevinç: - Seni köftehor! Tatil lafını duyunca hemen gevşeyiveriyorsun bakıyorum da... Çocuk mahcup bir tavırla başını önüne eğdi: - Yok ağabey! Arkadaşlar öğleden sonra denize gidecekti. Ben de istemiştim ama iş var diye... Gözleri parladı bir anda: - Şimdi gidebileceğim... Hakan sevgiyle baktı ona. Başını salladı "tamam" der gibi. Hemen tulumunu giydi. İki haftada üç takım çıkartmıştı, ufak tefek işler de cabaydı yanında. Yüreğinin ıstırabını çalışarak dindirebilmişti sanki. Durmadan, dinlenmeden çalışmıştı. Hafta içinde gece on birlerde, on ikilerde eve gittiği günler olmuştu. Hatta bir keresinde Meserret hanım da gelmişti atölyeye. Beklemişti oğlunun yanında. Hem sohbet etmişti anasıyla, hem de işini yapmıştı. Aylin ise neredeyse her gün uğramıştı. Hakan''ın yaşadığı sarsıntıyı atlatmasında yardımı büyük olmuştu genç kızın. Dostluğu ve arkadaşlığıyla tam anlamıyla bir destekti genç adama. Hakan yüreğindeki yarayı artık kabullenmişti sanki. Geceleri yatağına girdiği zaman kendisiyle baş başa kalıyor ve onu düşünüyordu. Senelerce bu sevdayı beslemişti kalbinde. Birden sanki kocaman tırnaklı bir cadı kökleyerek söküp çıkarmıştı bu gözünden sakındığı duyguyu. Kanıyordu hâlâ aslında. Hatta gözlerinden yaşlar süzülecek derecede kanıyordu yarası. Kimseye göstermeden gizli gizli ağlıyordu geceleri. Birkaç kere gizlice gidip, saklanarak seyretmişti Hülya''yı uzaktan. Arkadaşları soruyorlar, verecek cevap bulamıyordu. "Biz ayrıldık!" demek kadar zor bir şey yoktu. Gözünün önünde hep onu villaların gazinosunda gördüğü manzara vardı. İçi sanki bir burguyla burkuluyor, isyan ediyor, koşup kolundan tutup sarsmak, haykırmak, geri döndürmek istiyordu. Hayal meyal görmüştü yanındaki genci. Uzun boylu bir gençti. Yakışıklı bir çocuktu. Zengin, mağrur bir tipti...
İçini çekti. Bir gün önce cilalanıp verniklenen blokları kucaklayıp taban iskeletine oturttu. Elindeki takımın büfesini yapıyordu. Sadece montaj işi kalmıştı. Burak da tuttu bir ucundan.
- Haydi bakalım, şu ucu da geçir... Tam bu sırada , tanıdık, yumuşacık bir ses duyuldu atölyenin içinde: - Yardım isteyen var mı? Burak haykırdı adeta: - Aylin abla geldi... Hakan elindeki bloku bırakamadı. Kafasıyla işaret edip güzelce yerleştirdikten sonra dönebildi genç kıza: - Kusura bakma ne olur, şunu yerleştirmemiz lazımdı. - Tamam canım, bir şey demedim. N''aber?
- Gördüğün gibi. Bugün şunu bitirirsem, kendime tatil vereceğim. Aylin kaşlarını kaldırdı: - Oooo, haydi bakalım... Baksana, babam geldi. Bu hafta burada. Pazartesi günü seni yemeğe bekliyoruz. - Zahmet etmeseniz... Genç kız başını geriye attı: - Vallahi fikir annemden çıktı. Biliyorsun seni çok beğeniyor. Methede methede bitiremedi babama, şöyle efendi, böyle efendi diye... Benden söylemesi. Unutma 16 Ağustos 1999 Pazartesi günü davetlimizsin... DEVAMI YARIN

