Selim bir tesisat döşemesinden yeni dönmüştü. Takım çantasını rafın üzerine bırakmış, ellerini yıkıyordu dükkanın arka tarafında. Müşfik usta masanın başında hesaplarla meşguldü. Yorulmuştu genç adam. Çırağa seslendi: - Metin, haydi ağabeyciğim, yandan üç çay kap da gel! İçimiz ısınsın, dilim damağım kurudu yorgunluktan. Çocuk yıldırım gibi fırladı. Müşfik bey arkasına yaslandı, gözündeki kalın çerçeveli gözlükleri çıkartıp masanın üzerine bıraktı. Derin bir soluk aldı: - Bu ay yine borçları kapatamıyoruz evlat. Gittikçe düşüyor kazancımız. Bankanın kredisini ödediğimiz zaman elde avuçta bir şey kalmıyor. Hele yaz geliyor şimdi, iyice kesatlaşır işler.
Selim çekingen bir tavırla sandalyelerden birini çekip oturdu. - Ne kalacak usta elimize? - Haftalıkları verince pek bir şey kalmıyor. Sigorta primini yine yatıramayacağım senin.
- Olsun usta, canın sağ olsun. Şöyle bir apartman işi falan alabilseydik, kurtarırdık canımızı ama.... Müşfik usta sert bir hareketle önündeki defteri kapattı: - Boş ver! Buna da şükür. Takma kafana. Ama bundan sonra peşin para çalışacağım. Çek almayacağım. Tutup üç ay sonraya veriyorlar, malzeme parası senden çıkıyor, zam geliyor yenisini alacağın zaman. Zarar ediyoruz. Yüzümüz yumuşak oğul, yüzümüz yumuşak... Biraz kararlı olsak... Tam bu sırada gözü dışarıda bir yere takıldı ustanın.
- Haydaaa... İskender beyin kızı geldi yine. Hayırdır, oğul, işi salladın mı yoksa? Selim heyecanla fırladı yerinde. Kekeledi bir anda: - Yok usta. Adam gibi yaptım, zaten önemli bir şey değildi. Esin gülümseyerek girdi dükkana. Müşfik ustanın yüzüne bakıyordu. Selim''e hiç dönmedi: - Merhaba usta, nasılsınız? - Hoş geldin kızım, hayırdır, yine mi bozuldu yapılanlar? Genç kız Selim''e döndü, tatlı bir gülümsemeyle kaşlarını kaldırdı: - Hayır, her şey çok güzel, ben Selim''le konuşacaktım. Delikanlı utanmıştı ustasına karşı. Hemen montunu kaptı, aceleyle giydi. Usulca fısıldadı: - Çıkalım o zaman...
Metin çayları getirmişti bu sırada. Şaşkınlıkla baktı kalfaya. Müşfik ustanın yüzünden bir bulut geçti ama belli etmedi: - Tamam, koy çayları masaya. Sen çık Selim. Biz kapatırız dükkanı. İki genç aceleyle zor attılar kendilerini dükkandan dışarıya. Esin merakla sordu: - Yanlış mı yaptım acaba dükkana gelmekle? - Hayır. Neden yanlış olsun ki. Bizim usta pek alışık değildir benim bir arkadaşımın gelmesine. Ondan şaşırdı. Biraz da meraklıdır. Şimdi içeride kalsak bin bir soru sorardı. Esin saçlarını eliyle geri attı: - Yarın için konuşacaktım. Seni nereden alayım, bir aksilik yok değil mi diye! Selim bu sebebin bir bahane olduğunu anlayacak kadar zekiydi. Hoşuna gitti bu. Arabanın kapısını açıp genç kızın binmesini bekledi. Sonra kendisi de ön taraftan dolanarak bindi. - Kavşakta beklerim ben. Saat on bir buçukta değil mi? - Evet, uygun olur. Gidip balıkları alacağız önce zaten.
Hareket etmişlerdi. Genç kız da, Selim de içlerindeki coşkuyu zaptetmekte güçlük çekiyorlardı... DEVAMI YARIN

