Tarık elinde kahvesiyle verandaya çıkıp etrafına bakındı. Sabah çok erken bir saatti. Nedense gece boyunca uyuyamamış, yatağında dönüp durmuştu. Korkunç bir sıkıntı vardı havada. Bambu koltuklardan birisine oturdu. Ayaklarını önündeki sehpaya doğru uzattı. Bir yudum aldı kahvesinden. Tahmin edemediği kadar eğlenceli günler geçiriyordu burada. Hülya''yla yaşadığı macera eğlendiriyordu kendisini bu rutin tatil günlerinde. Onun dar kalıplar içindeki dünya görüşü, basit zevkleri ve olaylara sadece kendi küçük dünyasından bakışı, Tarık''ın çevresinde görmeye alışık olmadığı basit hali ve kültürsüzlüğü çok hoşuna gidiyor, onunla konuşurken sanki bir komedi filmi izliyormuşçasına keyif alıyordu....
Tabii bu duygularından asla Hülya''ya bahsetmiyordu. Ona ciddi bir tavırla yaklaşıyor, onun basit hülyalarına o da katılıyormuş gibi yapıp, genç kızı hayal âleminde yalnız bırakmıyordu. Çok fazla ümitler vermişti Hülya''ya... Gelecek hakkında bir sürü yalan uydurmuş, kesinlikle evleneceklerini, saraylar gibi bir evde oturacaklarına, onu kraliçeler gibi yaşatacağına dair palavralar uydurmuş, bunları duyunca kızcağızın yüreğinde kopan fırtınalara bakarak eğlenmişti. Oysa gerçekte sadece bir mevsimlik maceraydı Hülya onun için. Asla böyle basit bir kızı ailesine gelin getirmek gibi bir düşüncesi olamazdı. İlk başta aklına böyle bir ihtimal gelmiş olmasına da alayla bakıyordu artık. Gözlerini kapattı. Denizden gelen iyot kokusunu içine çekti. Birden martıların çığlıkları geldi kulağına. Hayretle baktı seslerin geldiği yere. Kuşlar garip bir çırpınmayla havalanmışlar, hem havada dönüyor, hem de çığlıklar atıyorlardı. Tuhaf bir manzara vardı denizin ortasında. Garip bir dalgalanma oldu denizde. Birden altından koltuk kayıyormuş gibi geldi. Hafifçe sallandığını hissetti... - Deprem oluyor... diye fırladı ayağa. Durdu, bekledi. Hiçbir şey yoktu. Çok hafif bir sarsıntıyla sallanmışlardı. Öyle ki eğer ayakta olsa kesinlikle hissetmezdi. Tekrar oturdu yerine. Martılar sanki tehlikenin geçtiğini anlamışlar gibi yeniden dalgaların arasına konmuşlar, onun tesiriyle suyun yüzünde sallanıyorlardı. Arkasında bir gürültü duyarak döndü. Babası Sadık bey telaşlı bir şekilde çıktı verandaya: - Depremi hissettin mi Tarık! - Hissettim baba, hafif salladı ama... Yaşlı adam oğlunun karşısındaki koltuğa oturdu: - Havadan belliydi zaten... Neden kalktın sen? - Uyuyamadım baba... Adam gözlerini kıstı: - Bir sıkıntın yok değil mi? Son günlerde seni tanımadığım bir kızla görüyorum etrafta... Güldü genç adam. - Bir arkadaş. Genç değil miyiz baba, eğlenmek bizim de hakkımız... Başını salladı adam tasdik edercesine: - Doğru, keyfine bak oğlum.... Annen duymasın sadece... Biliyorsun hemen ciddiye alır. Güzel kız hem de... Kimin nesi? Tarık arkasına yaslandı. Kahvesini bitirmişti. Fincanı sehpaya bıraktı. - Karamürselli baba. Bizim çevreden değil.
Bu sırada Semiha hanımın sesi duyuldu kapı tarafında: - Kimmiş o bizim çevreden olmayan bakayım... İki erkek irkilerek döndüler sesin geldiği tarafa doğru. Sadık bey kısa bir kahkaha attı: - Hah, buyur çık işin içinden şimdi... Tarık ayağa fırlamıştı. Annesine sarıldı, kolunu onun omuzuna attı: - Bir arkadaş var da, ondan bahsediyoruz anne! DEVAMI YARIN

