Hülya ellerini yıkadıktan sonra ayaklarını uzatarak oturdu sandalyelerden birine. Neredeyse gece yarısı olacaktı. Müşteriler nispeten azalmıştı. Ama yine de tek tük gelen vardı. Hava sıcak olduğu için kapanış saatleri gece yarısını çok geçiyordu. Nemika hanım ise tezgahın arka tarafında bir taburenin üzerine oturmuş, hafiften uyuklamaya başlamıştı bile. Selda bir gazoz açarak geldi ablasının yanına: - Bittim bu gece... Tabanlarım zonkluyor inan ki... Hülya aldırmadı onun serzenişlerine. - Babam nerede? Diye sordu başını çevirmeden. - Bilmem, arka tarafa gitti. Annem de uyuklamaya başladı bile.
Hülya biraz daha yaslandı sandalyesine. Hafifçe mırıldandı: - Kimdi acaba o? Selda başına diktiği şişeyi aceleyle indirip ağzındaki gazozu yuttu: - Kim? Kim kimdi yahu? - O çocuk. Hani akşam üzeri gelen.
Alaylı bir şekilde sırıttı küçük kız. Gözlerini kıstı. Aynı ablası gibi mavi gözleri vardı onun da. Ama Hülya''nınki kadar iri değildi. Kısa saçları ve sağ yanağındaki gamzesiyle genç yaşta rahmetli olmuş halasına benzetirlerdi daha çok. - Senin aklın oraya takıldı kaldı demek ki... Yakışıklı çocuktu hani... Cevap vermedi Hülya. Gözlerini karşı sahile dikmiş, yanıp sönen ışıklara bakıyordu.
- Yapış yapış oldum, bu ne sıcak böyle... diye söylendi oturduğu yerden kalkarken. Tam o sırada karşı taraftan gelen genç bir delikanlıyı gördü, yüzünün hatları gerildi.
- Hakan bey teşrif ettiler. Her gece gelecek mi böyle bu? Selda yaklaşan uzun boylu masum bakışlı siyah gözlü delikanlıya çevirdi yüzünü. Dudaklarına sevimli bir tebessüm yerleşiverdi: - Hoş geldin Hakan ağabey... Ne kadar sıcak değil mi? Genç adam yan gözle Hülya''ya bakarak cevapladı: - Haklısın Selda! Müthiş bir sıcak var. Yorulmuşa benziyorsunuz... Hülya dudak bükerek çevirdi başını. Suratı asıktı. Hakan çekingen bir sesle fısıldadı. - Bir merhaba yok mu Hülya? - Hoş geldin. Kusura bakma, bitkin düştüm koşturmaktan... Delikanlı hemen bir sandalye çekerek oturdu kızların yanına. Geniş alnı ter içindeydi. Ensesini hafifçe kapatmış olan siyah saçları dağınıktı. Sürekli eliyle saçlarını geriye doğru atıyordu sıcaktan: - Soğuk bir şeyler var mı? Hülya isteksiz bir sesle cevap verdi kızgın bakışlarını genç adamın yüzünde gezdirirken: - Bu saatte ne içeceksin ki? Hakan başını önüne eğdi. Üzülmüş, kırılmış bir hali vardı: - Neden bu kadar acımasızsın Hülya? Sana ne yaptım ki! Yerinden fırladı genç kız. Gizli bir zevk alıyor gibiydi delikanlıyı üzmekten. Omuz silkti: - Amaaan, bir de başıma sen çıkma ne olur. Ne yaptık şimdi!
Umursamaz tavırlarla buz dolabına gidip bir şişe soğuk kola çıkarttı. Selda''ya delikanlıya vermesi için işaret etti.

