Kaydet
a- | +A

Ekrem bey iskeleye yanaşan balıkçı motorunun başında yuvarlak içleri kırmızı boyalı tepsilerin içindeki istavritleri, mezgit ve dil balıklarını inceliyordu ciddi bir tavırla. Sonunda oldukça iri altı tane mezgit balığını seçti: - Temizle bakalım şunları usta... Güzelce ayıkla, akşama misafirim var! Beni mahcup çıkartmazsın umarım... Adam siyah siperlikli şapkasını elindeki bıçağın ucuyla geriye itti: - Bunları öğleden sonra tuttum bey amca! Sabah çıkmadı balık. Öğlende vardı. Biz de hayret ettik. Hiç böyle şey görmedimdi. Ama biraz önce yakaladık... Sanki kaçıyorlar bir şeyden hayvanlar... Ekrem bey bir kahkaha attı: - Sıcaktan bunalmışlardır. Arkadaşlar denize girdiler birkaç saat önce. Sanki kaplıcaya girmiş gibi olmuşlar. Öyle sıcakmış su! Balıkçı kaşlarını kaldırdı. Küçücük gözleri meydana çıkınca komik bir ifade almıştı yüzü: - Beyamca, bunca senelik balıkçıyım, doğma büyüme Değirmendereliyim. Ben böyle deniz görmedim. Resmen ürkütüyor insanı. Bir tuhaf ki sorma gitsin... Ekrem bey başını sallamakla yetindi. Balıkların parasını verip torbayı sallayarak ilerledi iskelenin üzerinde. Karısıyla sabahleyin verandada kahve içerlerken konuşmuşlardı. Nergis hanım kızlarındaki değişiklikten bahsetmişti kocasına. Aylin sanki birkaç hafta içinde büyümüş, hayata bakışı, dünyayı algılayışı değişmişti. Annesiyle ilişkileri farklılaşmış, mazbut bir yaşamın parçası haline gelmişti.

- O gencin etkisi çok fazla Ekrem... demişti kadın.

- Mobilyacı falan deme... Öyle seviyeli ve efendi bir genç ki... Ekrem bey kaşlarını kaldırmış ciddi bir şekilde eğilmişti karısına doğru: - Mobilyacı olsa ne olacak hanım, benim gençliğim gelsin aklına. Eskicilerin topladıkları kağıt, naylon, bez parçalarını satardım... Dürüstçe çalışıp eriştim buralara. Gerçekten de çok yoksulluk çekmişti Ekrem bey bulunduğu yere gelene kadar. Sokaklardan toplanan atıkların değerlendirilmesinde çalışmıştı. Sonra bir dükkan açmış, ardından da ambalaj sanayiine girmişti. Çalışkanlığı, dürüstlüğü ile ulaşmıştı bulunduğu seviyeye.

- Kimseyi küçük görmeyeceksin. Yeter ki insan olsun, dürüst olsun, inancı olsun, çalışkan olsun.

Balıkları kapıdan girer girmez karşısında duran Halime''ye gösterdi: - Al kızım, temizlettim hem de... Güzel bir salata yaparsın... Bir de meyve suyu sıkıver bolca. Soğuk, buzlu, buzlu... Nergis hanım evde yoktu. Yine arkadaşlarıyla birlikte okey oynamaya gitmişti. Vakit geçirmek için oynuyorlar, karşılığında hiçbir alış veriş olmuyordu. Kazanan kazanmış olmanın keyfini yaşıyordu sadece. Adam verandaya çıkıp ayaklarını uzattı bambu sehpaya. Birden yumuşacık iki el gözlerini kapattı. Gülümsedi: - Güzel kızım benim! - Bildiniz Ekrem Gürel bey! Sevgiyle öptü yavrusunu. Karşısına oturdu Aylin. Heyecanlı görünüyordu. Denize doğru baktı. Garip bir buhar vardı sanki suyun üzerinde. Bunalıyordu herkes.

- Hava çok fena baba!.. Sakın çok yeme akşam...

- Dur hele, bir akşam olsun, yemeğe oturalım. Mezgit aldım, çok güzel, iri iri... Halime yapacak. Bir de salata bol... Annen de zeytinyağlı fasulye falan yapmış, mayonezli salata da var. Meyve suyu da sıkacaklar.... Gülümsedi genç kız. Gerçekten heyecanlıydı. Hakan''la çok iyi dost olmuşlardı ama delikanlıya karşı beslediği hisler adını koyamadığı, o güne kadar hiç bilmediği daha yoğun duygular olarak beliriyordu. Heyecanı bu yüzdendi... ¥ DEVAMI YARIN