Kaydet
a- | +A

Esin kapıyı kapattıktan sonra omuzlarını geriye çekerek adalelerini gerdi. Sürekli oturmaktan sırtı, beli ağrıyordu. Son günlerde masa başından kalkamıyordu. Vize sınavları birbiri ardına sıralanmıştı. Devamlı ders çalıştığı için etrafını bile görecek hali yoktu. Güler elinde bir bardak sütle yanına yaklaştı: - Şunu iç bakayım, sapsarı oldu yüzün yine. Zayıfladın da. Bu gidişle yataklara düşeceksin. Onun bu telaşlı haline gülmekten kendini alamadı. Uzattığı süt bardağını alırken: - Güler abla hiç insan ders çalışmaktan yataklara düşer mi? Sınavlarım iyice yüklendi. Az kaldı ama. Bir hafta sonra bitiyor. O zaman bol bol dinlenirim. - Ben anlamam bir haftasını falan. İç şunu, sana kurabiye de yapacağım bu gün. Biraz beslenmelisin. Birkaç yudumda bitirdi sütünü genç kız. Küçüklüğünden beri severdi süt içmesini. Masanın üzerindeki kristal peçetelikten bir tane kağıt peçete alıp ağzını sildi: - Ne kadar efendi bir gençti değil mi? - Ha? Kim? - Elektrikleri yapan çocuk canım.

Güler muzipçe güldü: - Haaa, o mu? Efendi ya. Şimdi böyleleri kalmadı. Senin şu arkadaşlarına baksana. Kulaklarında küpeler, bilmem neler? Onların yanında bu genç bal börek!

Bir kahkaha attı genç kız: - Hah, hah, hah! Sen de bir türlü alışamadın benim arkadaşlarıma Güler abla.. - Alışamam da. Ben öyle şeylere alışamam. Ne o öyle küpeler, daracık ceketler falan. Adam dediğin şöyle kısacık saçlı, yağız, delikanlı olmalı. Değil mi ya! Esin atıldı: - Elektrikçi gibi yani... Güler gözlerini kısarak baktı genç kıza. Her şeyini bilirdi Esin''in. Bu eve geldiği zaman küçücük bir kızdı Esin. Elinde büyümüş sayılırdı. Hoş o zamanlarda Güler de ufaktı daha. Genç kızlıkla çocukluk arasında bocalıyordu. Hem arkadaş, hem de abla olmuştu Esin''e.

- Sen çok beğendin elektrikçiyi herhalde. Hoş, haklısın da. Aslan gibi maşallah ama huyu önemli insanın huyu... Birden sıkılmış gibi bağırdı: - Amaaan, ben de neler diyorum. Bize ne elin elektrikçisinden.

Cevap vermedi Esin. Usulca odasına girdi. Yatağının üzerine uzandı. Bu güne kadar ailesinin karşı çıktığı hiçbir şey yapmamıştı. Çok güzel ve kaliteli okullarda okutmuştu İskender bey kızını. O da hiç şımarmamış, sınıflarını hep birincilikle geçmişti. Her sene okul idaresinden takdir gelirdi evlerine. Öğretmenlerinin hepsini tanırdı İskender bey. Kendi zevkiyle döşenmiş olan odasına göz gezdirdi. Beyaz oda takımı yerdeki gül kurusu halının üzerinde pırıl pırıl parlıyordu. Yatağının yan tarafında duran üç çekmeceli komodinin üzerinde anne ve babasının resmi vardı. Balkon kapısının yan tarafındaki duvarda tavandan yere kadar uzanan bir kütüphane ve tam önünde de çalışma masası bulunuyordu. Oldukça geniş bir oda olduğu için bütün eşyalar uyumlu bir şekilde yerleştirilmişti. Yatağının diğer tarafındaki duvarda gömme bir gardırop, yan tarafında da bir tuvalet masası vardı. Boş kalan karşı tarafı ise yine beyaz lake iki koltuk ve bir sehpa tamamlamıştı. İstemeyerek kalktı uzandığı yataktan. Komodinin üzerinde duran telefonu aldı. Numaraları tuşladı. Biraz sonra hafif bir tebessüm yayıldı dudaklarına. Yumuşacık bir sesle konuşmaya başladı: - Alo, Suna? Sen misin? DEVAMI YARIN