Suna hıçkırıklar içinde sarsılan arkadaşını teselli edecek bir tek kelime dahi bulamıyordu. Öylece titreyen dudaklar, dolu gözlerle onun sarsıla sarsıla ağlayışını izleyebiliyordu sadece. Sonunda dayanamadı: - Yeter artık Esin... Bütün bunların olacağını hesaplayarak girdin bu işe. Şimdi bu zayıflık neden... Genç kadın gözlerini sildi elinin tersiyle. Buğulu bir sesle mırıldandı: - Biliyorum ama yaşadıklarım sinir sistemimi bozdu sanıyorum. Dayanıksız oldum bir anda. En ufak bir şey bile batıyor artık. Gücüm kalmamış gibiyim.
Suna gözlerini açtı: - Yooo, işte bu olmaz arkadaşım. Bu olmaz. Bu kadar çabuk pes edip iflas etmek yaşadığın sevginin de suyunu çıkartır bilmiş ol. Karşılıklı suçlamalarınız başlar, düşman oluverirsiniz bir anda birbirinize. Metin olmalısın. Mademki ailen yüzünden bir problem yaşıyorsunuz, senin onu teselli etmen lazım. Aileni tanıyorsun. Her şeyi göze de aldın, öyleyse.... her şey güllük gülistanlık olacak değil ya...
Esin biraz açılmıştı. Minnetle baktı arkadaşına: - Sağ ol Suna, bir şeyler duymaya ihtiyacım vardı kendimi toplamam için. Bunların hiç birini Selim''le konuşamazdım. Onun üzüldüğünü görmek beni kahrediyor, sanki etimden et kopartılıyor gibi geliyor. Biliyor musun o kadar çok seviyorum ki kocamı, ona bir şey olursa dayanamam gibi geliyor. Yaşayamam... Suna güldü.. Yanına gidip boynuna sarıldı Esin''in. Başını göğsüne bastırırken "canım benim" diye mırıldandı. * * * Selim eve döndüğü zaman hava henüz kararmıştı. Genç adam usulca kapıyı açtı. Odanın cılız ışığı girişi aydınlatıyordu. Başını uzattı yeşil boyalı tahta kapıdan: - Esin... Ben geldim... Genç kadın olduğu yerde irkildi. Kanepenin üzerine uzanmış, kitap okuyordu. Sıcacıktı odanın içi. Köşedeki gaz sobası usul usul yanıyordu. Hemen fırladı yerinden. Üzerinde siyah boğazlı bir kazak, bir hırka ve ayağında pantolon vardı. Gülerek koştu kocasına doğru: - Selim... Merak ettim bütün gün. Ne yaptın? - İş buldum Esin. Gaziosmanpaşa''da bir dükkan. Çok fazla vermiyor ama daha iyisini bulana kadar idare edeceğiz artık. Haftada on iki milyon lira. Biliyorum, çok az ama... Genç kadın onun sözünü kesti: - Yeter Selim. Artar bile... Ne masrafımız olacak ki... Ben idare ederim. Bak, bugün sana patates yemeği yaptım. Parmaklarını yersin inan ki. Bir de yoğurt aldım yanına. İşte karnımız doydu bile. Sen üzme kendini. Kimse baş edemez bizim sevgimizle... Genç adam sevgiyle baktı genç karısına. Gözleri parlıyor, içi titriyordu. Sanki evlendikten sonra iki genç birbirine daha çok bağlanmış, daha çok bütünleşmişti. Akşam yemeklerini keyifle yediler. Selim bir ara sordu: - Ne yaptın sen bugün? Dışarı çıkmışsın herhalde. Patates yoktu evde çünkü... Başını salladı genç kadın: - Hı, hı... Çıktım. Manava gittim, çarşıda dolaştım.
Babasına gidip hesap sorduğundan, hıçkırıklar içinde kendisini Suna''nın evine zor attığından hiç bahsetmedi. Selim mırıldandı: - Okulun kaldı epeydir... - Bu sene devam etmem Selim. Zaten ne harca yeter paramız ne de kitap, teksir masraflarına. Bir şey kaybetmem, bir sömestr. Yarın gidip kaydımı alacağım ve donduracağım. Seneye her şey daha güzel olacak. Sakın itiraz etme.
Selim çaresizce baktı karısına. İtiraz etmesine imkan yoktu çünkü kazandığı paranın boğazlarına bile yeteceği şüpheliydi.
DEVAMI YARIN

