İskender bey kızının odadan sert bir tavırla çıkmasının ardından öfkeyle sıkmıştı yumruklarını. Bu arada içinden kendi kendine telkin ediyor, sakin olması gerektiğini düşünüyordu. Evvelden beri şiddetten pek hoşlanmazdı. Bu güne kadar kimseye bir fiske dahi vurmamış bir insandı. Ama bu meselede daha önce daha gevşek düşünmesine rağmen, Erol Sönmez''in ayağına kadar gelmesiyle katı bir tutum takınmış ve ısrarcı olmuştu bir anda. Erol Sönmez''le birlikte olmak, hele hele akraba olmak demek ticari hayatında bulunduğu yerden çok daha yükseğe çıkması, daha prestij kazanması demekti. Paraya ihtiyacı yoktu aslında. Ama insanoğlunun o doyumsuz yaradılışı burada da kendini göstermiş, İskender beyi sahip olduklarından daha fazlasını elde edebilme hırsına kaptırmıştı. Kapının kapandığını duyunca başını uzattı salondan: - Kim gitti Güler? - Esin İskender ağabey... Esin gitti. - Nereye gidiyor bu saatte? Hizmetçi kız korkuyla iki elini yana açıp omuzlarını kaldırdı: - Bilmem ki ağabey... Biraz dolaşıp gelir herhalde. - Allah müstahakını versin. Nerede kaldı bu kadın da?!. Ara şunun arkadaşlarını, gelsin eve... Güler başını salladı korkuyla. Evvelden beri çekinirdi İskender beyden. Oysa adamdan bugüne kadar ne ters bir hareket görmüş, ne de bir söz işitmişti. Buna rağmen evin reisi olduğunu düşünüp, aldığı o Anadolu terbiyesi sayesinde gereken önemi vermek zorunda hissederdi kendisini. Ayrıca çok da severdi. Koşarak geçti telefonun başına. Berrin hanımın gidebileceği yerleri aradı tek tek. Nihayet bir arkadaşından on dakika önce eve gelmek üzere ayrıldığını öğrendi. Bir iş başarmanın memnuniyetiyle haberi verdi evin beyine. İskender bey bir de kahve istedi. Karı koca kahve tiryakisiydiler. Güler de onların bu alışkanlıklarını bildiği için hep hazırlıklı olurdu. Esin ise neskafeyi tercih ederdi. Güler fincanı salona götürürken çaldı kapının zili. Berrin hanım telaşla girdi: - İskender mi geldi? Güler kısık bir sesle cevap verdi: - Geleli neredeyse iki saat oluyor abla, çok sinirli. Esin''le kavga ettiler. Esin çekip gitti. Berrin hanım hayretle dinledi olanları. Bu arada üstünü başını çıkarmıştı. Portmantonun aynasında saçını başını düzelttikten sonra salona girdi: - İskender, neden erken geldin hayatım? - Bırak şimdi... Erol bey geldi bugün bana. Bu işi bir ciddiyete bağlamak için. Ama senin kızın keçi gibi inatçı. Üsteledim bu işin olması için, çekip gitti terbiyesizce. Ne biçim büyüttün bunu bilmiyorum. Her zamanki gibi bütün olumsuzlukların nedeni olarak Berrin hanım çıkmıştı sahneye. Kadın alışık olduğu için aldırmadı: - Nereye gitti Esin? - Bilmiyorum, çekip gitti işte. Ya dediğimi yapar, ya da bir daha giremez buraya.
Gece boyunca asabi konuşmalar devam etmişti aralarında. Saat dokuzu geçince biraz endişe başlamıştı. Suna''yı aradılar telefonla. Cevap vermedi. Gidebileceği her yeri araştırdılar. Berrin hanım ağlamaya başlamıştı artık. Güler ise bir köşede içini çekiyor, hıçkırıklarını boğazına saklamaya çalışıyordu. Saat bire doğru İskender bey polisi aramaya karar verdi. Berrin hanım bir skandal çıkmasından korkarak sabaha kadar beklemelerinin doğru olacağına ikna etti kocasını. Sonunda Mualla hanım sabaha karşı telefon edip Esin''in yanında olduğunu haber verince rahat bir nefes aldılar. Ama bu sefer de Berrin hanım öfkelenmişti. Nefret ettiği görümcesinin bu meselede de rollerden birini üstlenmesinden hiç hoşlanmamıştı. Kaşlarını çatarak baktı kocasına: - Tamam, şimdi onun aklında olmayan şeyleri de sokar kızın kafasına, kendine benzetir... DEVAMI YARIN

