Kaydet
a- | +A

Tarık akşam yemeğinden sonra biraz ailesiyle oturmuş, sonra arkadaşlarıyla buluşacağını söyleyerek çıkmıştı evden. Turhan''la birlikte kafeteryada vakit geçirmişler, sonra da Mahmut''un sandviççi dükkanına gelmişlerdi. Adamın dükkanı kapatmasını beklemişlerdi. O kepenkleri indirip kapıyı kilitlerken, iki genç Tarık''ın arabasındaydı. En geç bir, bir buçuk saate kadar gelirdi Hülya. Turhan arkadaşına baktı yan gözle: - İyi de ne yapacaksın kızı kaçırıp? - Antalya''ya gideriz. On, on beş gün kalırız orada. Eylül''de İstanbul''a dönmem lazım. Kalan zamanı Antalya''da geçiririm. Bir arkadaşımın tatil köyü var orada. Fena mı olur yani? Turhan arkasına yaslandı. Sahil yoluna çekmişlerdi arabayı. Hemen yan tarafları denizdi. Kendilerinin dışında birkaç genç daha vardı sahil yolunda. Onlar ayaklarını denize doğru sallamışlar, kendi aralarında sohbet ediyorlardı. - Bir şey demedim, nasıl olsa kafana koyduğunu yaparsın sen... Ama bulurlar sizi Tarık...

- Bulsalar ne olacak Turhan? Kız yirmi yaşında, kendi isteğiyle geliyor, reşit olmuş... Bana ne? Gözlerini kıstı. Gri yeşil gözleri ince bir çizgi halini almıştı: - Sen de dürüstlük timsali kesildin başıma yahu? Omuz silkti Turhan... Çok fazla ilgilenmiyordu zaten olanlarla.

- Aylin Karamürselli bir gençle geziyormuş, biliyor musun? Tarık durakladı. İçinde tuhaf bir burukluk duydu bir anda. Sanki kendine ait olduğundan emin olduğu bir şeyi yitirivermiş gibi geldi. Hani, hırslı, gözü dönmüş insanlar çevrelerindeki her şeyi sahiplenirler ve onları istedikleri biçimde kullanmaya alışmışlardır, arzularının eksiksiz yerine gelmesinden başka ihtirasları yoktur, sahip oldukları zaman beş paralık değer vermedikleri halde, ellerinden kaçırdıkları zaman deli divaneye dönerler, onun gibi olmuştu genç adam...

- Kimmiş o? - Bilmiyorum. Kızlardan duydum. Ortalarda gözükmüyordu ne zamandır...

Bakışlarını denizden tarafa çevirdi genç adam. Parmaklarıyla direksiyona hafif hafif vuruyordu. Canı sıkılmışa benziyordu. Belli etmemeye çalıştı içinde bulunduğu ruh durumunu: - Gezsin bakalım... Kimin nesiymiş merak ettim.

Turhan cevap vermedi, bütün dikkatiyle gökyüzüne bakıyordu. Sonunda dayanamadı: - Tarık! Yıldızlara bak, sanki yere inmiş gibiler. Ne kadar aydınlık gökyüzü. Hiç böyle görmemiştim... Tarık eliyle denizi işaret etti: - Asıl sen denize bak... Bir tuhaf görünüyor.

İşte tam bu anda hafif bir dalgalanma oldu denizin yüzünde ve sanki bir anda yarıldı sular ve ateşten bir top gibi gözleri kamaştıran bir ışık yükseliverdi gökyüzüne doğru. Tarık ve Turhan dehşet içinde kalakalmışlardı. O anda içinde bulundukları araba dışarıdan birisi gelmiş de var gücüyle tamponlarına basarak sallıyormuş gibi sallanmaya başladılar. Tarık haykırdı korkuyla: - Aman Allahım, Turhan, deprem... deprem oluyor. Şuraya bak! Başlarını yolun öteki tarafında sıralanmış apartmanların olduğu yere çevirdikleri anda ortalığı korkunç bir toz bulutu kaplayıverdi. Arabadan çıkamıyorlardı, kilitlenmiş gibiydiler. Birden ön cama vuran dev dalgalarla kendilerine geldiler. Haykırdı Turhan: - Dışarı çıkalım Tarık! Var gücüyle attılar kendilerini arabadan. Kaç saniye geçtiğini bilmiyorlardı ama onlara sanki saatlerdir sallanıyorlarmış gibi gelmişti. Başlarını kaldırdıkları zaman gördükleri manzara karşısında çakılmış kalmışlardı... Her yer yerle bir olmuştu!.. * DEVAMI YARIN