Kaydet
a- | +A

İskender bey Müşfik ustanın kızının hastalığı hakkında söylediklerinden sonra yine geceler boyu koltuğunda oturmuş, uyku uyumamıştı. Hele Suna''nın, Berrin hanıma yaptığı ziyareti öğrenince daha da sıkılmış, işin ciddiyetinin yüksek olduğunu fark etmişti. Ama kafasının içindeki düşüncelerde hiçbir değişme yoktu.

- Ben kızıma nasıl olsa öldü gözüyle bakıyorum, ha böyle ölmüş, ha öyle, ne fark eder ki... Ama eğer ben İskender Gülhan''sam o adamı asla damat olarak benimsemem. Kızım ondan vazgeçmediği için de böyle uzaktan ölümünü bile seyrederim.. diyebilmişti. Berrin hanım da farklı düşünmüyordu. Güler günlerce ağlamış, çocuk yaşta bu ailenin eline gelmenin verdiği yakınlığa güvenerek defalarca yalvarmıştı. Ama asla inadından vazgeçmiyordu adam. Müşfik ustayla haber göndermişti.

- Kızım ondan ayrılsın, kapım açık, ne sorgu ne sual... Hiçbir şey olmadan gelip evine, eski hayatına kavuşsun.

Tabii Müşfik usta bunu etrafta söylemişti ama Selim önemsememişti bile. Bu tür haberleri getiren Nazif, genç adamı mümkün olduğu kadar az üzecek haberleri veriyor, veyahut da haberleri o şekle sokuyordu. İskender bey her zamanki gibi saat dokuzda gelmişti ofisine. Hemen sekreteri Serpil hanım kahvesini ve günlük gazetelerini getirmiş, günlük işlerin neler olduğunu anlatmıştı. Erol Sönmez bir daha aramamıştı kendisini o ziyaretten sonra. Sosyetede Esin''in kaçıp bir elektrikçi kalfasıyla evlendiği haberi ise bomba gibi patlamış, sonunda Erol beyler oğulları Onur''u bir başka ithalatçının kızıyla sözlemişlerdi. Hayat hanım nispet yapar gibi davetiye de yollamıştı Gülhan''lara. Berrin hanım o gece hep yatmış, baş ağrısından kafasını bile kaldırmamış, doğal olarak söz merasimine katılmamışlardı. Sadece bir çiçek göndermekle yetinmişlerdi. Gazetelerine dalmıştı kahvesini bitirdikten sonra. Siyah çelik konstrüksiyonlu masasının üzerine dayamıştı ayaklarını. Kapının açıldığını sekreteri odanın ortasına kadar geldiğinde fark etti. - Hayırdır Serpil, hortlak görmüş gibisin? - Beyefendi, şey geldi... şey geldi... İskender bey gözlüklerinin üzerinden baktı. Kaşları çatılmıştı: - Kim geldi kızım, ne oluyor? Serpil gözleri fal taşı gibi açık bir şekilde yutkundu: - Kızınızın eşi.... Selim bey geldi efendim... Dışarıda, sizinle görüşmek istiyor. İskender beyin yüzü ifadesizdi. Gazetesini sakin bir şekilde katlayıp masaya koydu, ayaklarını indirdi. Başını geniş pencereye doğru çevirdi. Bir müddet konuşmadan düşündü. Sonra yüzünü buruşturarak sordu: - Ne istiyormuş? - Sizinle görüşmek istiyormuş efendim... Adam omuzlarını silkti. Tuhaf ve küstah bir gülümseme belirdi dudaklarında: - İyi ya... Gelsin bakalım, gönder.. Sekreter kız hemen arkasını dönüp odadan çıkmaya hazırlanırken seslendi: - Telefon falan bağlama. Kimseyi de içeri alma... - Baş üstüne efendim.

Arkasına yaslandı. Heyecanlanmıştı. Ne yapacağını, ne konuşacağını biliyordu ama o kadar ani olmuştu ki bu ziyaret, bir an şaşırmıştı. Hiç kımıldamadı yerinden. Masanın üzerindeki dosyalarla ilgileniyormuş gözükerek başını eğdi. Bu sırada kapının açılıp bir gölgenin içeri daldığını fark etmişti. Uzun süre kaldırmadı başını. Nihayet ziyaretçisinin hafifçe öksürmesiyle baktı onun yüzüne. İlk defa görüyordu kızının evlendiği adamı. Onun yakışıklı yüzünü kısa bir sürede inceledi. Gözlerindeki umutsuz, korku dolu ifade İskender Gülhan''a ilk raundu daha şimdiden kazandığını düşündürdü. Bundan son derece memnun oldu ve güveni geldi. Elini uzatmadı, dudaklarını gerdi. Gözleri kısıktı. İkisi de konuşmuyordu.

DEVAMI YARIN