Kaydet
a- | +A

Selim dışarı çıktıktan sonra Esin bir müddet hiç konuşmadan gözlerini kısmış bir şekilde kapıya baktı. Suna çekingen bir tavırla yaklaştı arkadaşının yanına: - İyi misin Esin? Uzan istersen... - Sen.. Sen biliyordun değil mi? Biliyordun... Genç kız başını iki yana salladı: - Hayır, inan ki bilmiyordum. Bugün bekleme odasında öğrendim. Konuşmak istedim. Son zamanlardaki tavırlarının nedenini sormak istedim. O zaman açıkladı. Beynimden vurulmuşa döndüm bir anda. Ama neden... neden yapsın böyle bir şeyi hâlâ anlamış değilim. Esin acı bir gülümsemeyle omuz silkti. - Neden olacak, annemler haklıymış demek ki... Başka şeyler ummuş benimle olan birlikteliğinden. Babamın katı ve kararlı tutumu istediklerini almasına engel olacak diye düşündü herhalde... Yazıklar olsun. Ben mi çok aptalım Suna? Yüzümde aptal mı yazıyor benim? Cevap beklemeden kalktı. Güçlükle yürüyordu. - Haydi, hemen hazırlanalım. Bir saniye bile duramam burada artık. Aşağılandım, terk edildim, asla burada kalmak, buranın havasını solumak bile istemiyorum. Bir paçavra gibi yırtıp atıverdi. Çok zalimmiş... Yazık!

Kanepenin altından Selim''le birlikte olmak için evinden çıkarken eşyalarını koyduğu mavi çantayı çıkardı. Zaten çok bir şeyi yoktu. Hepsini aceleyle doldurdular içine. Mırıldandı üzgün bir sesle: - Gecenin bu saatinde bir taksi bulmak zor olacak. Suna tedirgin bir sesle sordu: - İstersen sabahı bekleyelim Esin? - Hayır, asla Suna. Bir dakika daha kalamam artık burada. Hemen, şimdi gitmek istiyorum. Yola kadar yürürüz. Buluruz oradan nasıl olsa... Kapıyı güzelce çekti, kilitleyip anahtarı pencerenin içine bıraktı. Karı koca öyle anlaşmışlardı. Evde olmadıkları zaman anahtarı buraya saklarlardı. Çıkmadan önce bir kez daha baktı rutubetli karanlık odaya. Çok mutlu günler yaşamıştı kısacık bir zaman diliminde bu mekanda. Acı bir gülümseme belirdi dudaklarında.

- Yazık... Hem de çok yazık oldu... diye mırıldandı son bir kez. Arkadaşının koluna girdi, yavaş yavaş yürümeye başladı. Karanlık ikisini de tedirgin ediyor, birbirlerine sokularak cesaretleniyorlardı. Suna bir ara Esin''in ağladığını fark etti. Küçük hıçkırıklarla sarsılıyordu genç kadının bedeni. Daha sıkı tuttu kolunu güç vermek istermiş gibi. Birden bir araba farı aydınlattı ikisinin de yüzünü. İrkildiler korkuyla. Gecenin bu saatinde, in cin top oynuyordu etrafta. Suna gözlerini kısarak baktı gelen arabayı görmek için. Yaklaşınca sarı renginin üzerinde taksi yazan tabelayı fark etti. Hemen atıldı: - Taksi, taksi, durur musun? Arabaya biner binmez başını cama dayadı Esin. Yüzünü yola çevirdi. Artık sinirleri boşanmış, kendisini engellemeyi bırakmış serbestçe ağlıyordu.

- Ataköy lütfen... dedi Suna.

Araba ustaca döndü sokağın ortasından. Şoför genç bir delikanlıydı. Dikiz aynasından başını cama dayamış ağlayan Esin''e bakıyordu ara sıra. Suna ise kolunu arkadaşının omzuna atmış: - Ne olur, bırakma kendini. Toparlan hayatım, zaten hastasın, haydi ne olur... diye fısıldıyordu. DEVAMI YARIN