Kaydet
a- | +A

Meserret hanım gece birkaç defa kalkıp bakmıştı oğlunun odasına kapı aralığından. Sabaha kadar pencerenin kenarındaki eski koltukta oturmuştu Hakan. Sigara içmişti durmadan. Sabah namazını kıldıktan sonra tekrar kontrol etti yaşlı kadın. Delikanlı artık dayanamamış, koltuğun üzerinde başı geriye düşüp, uyumuş kalmıştı. Usulca süzüldü içeriye, üzerine bir pike örttü. Hava çok sıcaktı ama ana yüreği, onu öyle görünce sakınma ihtiyacı duymuştu işte. Hemen mutfağa daldı. Üzüntüsünden şaşırmıştı geceden beri. O da uyumamıştı uzun süre. Ama daha dayanıksız olan yaşlı vücudu oğlundan erken yenik düşmüştü uykuya. Yine de kâbuslarla doluydu gecesi. Anlam verememişti Hülya''nın hareketine yaşlı kadın. Oysa Hakan askerdeyken neredeyse her gün uğrardı genç kız. Mektuplaşırlar, gelecek hakkında planlar kurarlardı. Hakan Hülya ile mutluluğunu hep annesiyle paylaşır, genç kızla iyi olduğu anlardaki düşündüklerini annesine anlatırdı. Bilirdi çocukların planlarını. Birden bire ne olmuştu böyle... Evet! Cahilce tavırları vardı Hülya''nın, genç kızlığın ve yetiştirilme tarzının verdiği bir şımarıklık ve aşırı bir nazlanma vardı ama kusur değildi bunlar. Meserret hanım hep iyi tarafından bakmıştı olaylara. Oğlunun mutlu olmasını istiyordu bir tek. Hatta kaç kere oğluna söylemişti açık açık: - Bak Hakan''ım, eğer karın istemezse kayınvalidesiyle oturmayı, ayrı ev açarsın oğlum. Benim elim ayağım tutuyor çok şükür. Arada uğrar, gönlümü alırsınız. Arada ben de gelirim. Ama kız istemezse olmaz... Öyle ya! Yeni evli çiftler şimdi anayla babayla oturmak istemiyorlardı. Zararı yoktu böyle bir tercihin. Kendi işini kendi görüyordu. Hatta belki daha da iyi olurdu. O da artık yaşını başını almış, bunca senedir kendi kendine bir düzen kurmuş insandı. Nereden baksan bir sürü değişiklik olacaktı eve bir gelin gelmesiyle.

Çökelek doldurdu bir tabağa, üzerine kırmızı biber ve nane ekti, zeytinyağı gezdirdi biraz. Bir tane de taze soğan doğradı. Bayılırdı kahvaltıda buna Hakan. Dokunmayacaktı oğluna. İstediği kadar uyusundu. Bugün dükkan kapalıydı zaten. Hafta sonunda bir gün olsun dinleniyordu Hakan. Bahçeye çıktı. Birden kapının eşiğinde kuyruğunu sallayan köpek yavrusunu gördü. Ürktü: - Hay Allah! Ben seni unutmuştum Sarıbaş! Ödümü patlattın. Gel bakalım.... Köpek sevgi gösterisi yaparak iki ayağının üzerine kalktı. Hafifçe okşadı onun yumuşacık başını: - Sen bari iyi uyudun mu? Ben sana bir de minder veririm, onun üzerinde yatarsın bundan sonra. Ne de olsa ev köpeği oldun artık... Hakan''a söyleyeyim de... Lafını bitiremedi. Oğlu arkasından seslendi: - Ne söyleyeceksin bana anne? - Yavrum, neden kalktın? Uyusaydın ya! Daha erken... Genç adamın göz altları simsiyah olmuştu. Saçları dağılmış, yüzü çökmüştü. İçi sızladı yaşlı kadının.

- İyiyim ben anne... Ne söyleyecektin bana? Köpeği işaret etti Meserret hanım: - Şunu veterinere götür de aşılat bari oğlum. Bir baktır. Madem besleyeceğiz... Köpek de genç adamı görünce kuyruğunu olanca gücüyle sallamaya başlamış, sevincinden zıplayarak koşturmaya çalışıyordu. İster istemez güldü Hakan onun haline... - Sevimli şey! Dün kendiliğinden geldi... Sanki benim derdime ortak olmak istermiş gibi sokuldu yanıma. Sessizce oturdu benimle saatlerce orada. Gönlüm elvermedi bırakmaya... Meserret hanım sevgiyle baktı: - İyi ettin oğlum, garip işte. Pek de küçük daha. Anasını kaybetmiştir bu! Bahçede bakarız. Bekçilik eder burada. Tahta masanın üzerine kahvaltı tepsisini getirdi. İkisi de akşam olanlardan bahsetmemeye özen gösteriyorlar, sanki hiçbir şey olmamış gibi rutin görünmeye gayret ediyorlardı. Ama yüreklerindeki endişe ve ıstırap yüzüne yansımıştı ikisinin de... DEVAMI YARIN