Kaydet
a- | +A

Doğan bey etrafına bakındı. Tenhaydı ortalık... Meydanın karşısındaki kahveye doğru yürüdü. Fazla değişmemişti buralar. Yaklaşık yirmi iki, yirmi üç sene geçmişti aradan. Bıraktığı gibiydi her yer. Kahveden içeriye girdi. - Selamünaleyküm ağalar.... Mırıltılar yükseldi oturanlardan. Herkes hayret ve merakla bakıyordu içeri giren bu düzgün kıyafetli, orada yaşayanlardan çok farklı olduğu ilk bakışta belli olan yaşlı adama. Muhtar her zamanki lakayt tavrıyla yaklaştı ve sarı dişlerini gösterdi sırıtarak: - Buyur beyim... Ne aradın burada? - Muhtar ben seni tanıdım, sen beni tanımadın mı? Gerçekten Doğan beyin onca sene önce bu mezraya sağlık taraması için gelip gittiği zamanlarda oturup sohbet ettiği sakinlerden biriydi muhtar. Fazla değişmemişti. Sadece biraz kırışmıştı yüz hatları, bir de saçları hafif kırlaşmıştı. Hâlâ eskisi gibi dinç ve sağlıklıydı. Gözlerini kısarak baktı Doğan beye: - Vay canına... diye haykırdı. Yahu sen doktorsun be! - Tabii ya!.. Sevindim tanıdığına. Hiç değişmemişsin... Nasılsın? Heyecanlanmıştı muhtar. Hemen bir sandalye uzattı. Bir de çay söyledi. - Deme yahu, nereden esti aklına doktor buralara dönmek? - Ben Kezban''ı arıyorum muhtar... Onunla konuşmam lazım... Adam kaşlarını çattı, hemen gevşeyiverdi. Lakayt, umursamaz hali bir anda yerleşiverdi yüzüne: - Konuşmaz seninle... Bir tek oğluyla konuştu. Biliyorsun değil mi, oğlan geldi buraya. O günden sonra kimse görmez oldu Kezban''ı, eskiden gelir, meydanda falan dolanırdı. Şimdi hiçbir yere çıkmıyor. Sabahın köründe gidiyor dört beş koyununu alıp, gece olunca dönüyor, kapanıyor eve. Öylece kabullendik işte onu da... Recep gelip başınızı ağrıtmış sizin ha? Doğan bey başını salladı: - Bırak şimdi onları, geldi geçti. Allah büyük, meraklanma sen... Bana Kezban''ın evini göster. Hâlâ o evde mi? Unuttum ama hayal meyal kalmış bir şeyler aklımda...

Muhtar ellerini masaya dayayarak kalktı ayağa: - Buyur o zaman gidelim, göstereyim evi. İki gündür otlağa çıktığını da gören olmadı Kezban''ın ama... Bilmem gayrı... Benim hanıma sesleneyim de... Çıktılar. Köyün bütün çocukları Doğan beye bakıyorlar, muhtarla onun arkasından ilerliyorlardı. Konferans bitmişti. İstanbul''dan hareket ederken kafasına koyduğu düşünceyi gerçekleştirmek için gelmişti Doğan bey... Ankara''dan Urfa uçağına binmiş. Oradan otobüsle ulaşmıştı Hakkari''nin Kuyulu mezrasına. Eve telefon edip birkaç gün gecikeceğini haber vermiş, arkadaşlarıyla görüşmek istediği için dönüşünü ertelediğini söylemişti. Kızmıştı Perihan hanım. Kız ev bekliyordu yüzük takmak için onun dönüşünü. Doğan bey ise keyfi bir sebeple uzatıyordu işi. Muhtarın karısıyla birlikte geldiler Kezban''ın kapısına. İki kuvvetli yumruk attı kadın kapıya: - Kezban, kız Kezban... Aç bak konuğun geldi... Uzun süren bir bekleyişten sonra sesler duyuldu. Muhtarın karısı döndü. - Geliyor. İki gündür hasta galiba. Dün çorba getirdiğimde öksürüyordu. Akşama kadar rüzgarın altında oturuyor. Kapı açıldı. Kaşlarını çatarak baktı dışarıdakilere Kezban. Sanki daha da çökmüştü Oktay''ın gelip gidişinden sonra. Gözlerini kısarak baktı Doğan beye. Hayretle irkildi. - Merhaba Kezban, tanıdın mı beni? Eliyle ağzını kapattı heyecandan. Hızla geri döndü, içeriye girip oturdu minderinin üzerine. Doğan bey de peşinden daldı.

- Seni götürmeye geldim Kezban. Oktay''la gelmeyişinin nedenini biliyorum. Gururun! Ama oğlunun en mutlu gününde onun yanında olmanı istiyorum... Oktay nişanlanıyor birkaç gün sonra. Haydi, bakalım, hazırlan, artık gidiyoruz.... Kezban sarsıldı oturduğu yerde. Gözleri iri iri açılmıştı. Sanki neler olup bittiğinin farkında değildi... DEVAMI YARIN