Gözlüklü delikanlı Selda''nın omzuna hafifçe dokundu: - N''aber kız? Haydi masamızı donat bakalım... Keyifle gülümsedi genç kız: - Hoş geldiniz Turhan ağabey... Karışık mı herkese? Son soru cümlesini gruba dönerek sormuştu. Hep bir ağızdan bağırdılar: - Evet! Evet! Evet... Turhan isimli gözlüklü genç ocak başına yönelerek seslendi: - Mahmut ağabey, döktür bakalım bize karışıkları. Bak İstanbul''dan yeni arkadaşımız geldi, çok methettik seni. Mahcup etme bizi. Adam senelerdir yurt dışındaydı, hasret kalmış bizim sucuklu sandviçlere... Mahmut heyecanlı bir sevinçle ovuşturdu ellerini: - Ne demek beyim, hoş gelmiş, sefalar getirmiş, şimdi ağzınıza layık hazırlarız birer tane... Hülya kaşar peynirlerini, sucukları ince ince kesmekle meşguldü. Yan gözle baktı gelen gruba. Hepsi tanıdığı gençlerdi. Her akşamüzeri grup halinde gelirlerdi. İçlerinden bir tanesi yabancıydı sadece.
- Yeni gelen arkadaşları bu olsa gerek... diye düşündü. Uzun boylu, siyah saçlı, gri yeşil gözleri zekice parlayan, sert hatlı, oldukça yakışıklı bir gençti. Tam bu sırada Selda bitiverdi yanında. Heyecanla itekledi ablasının kolunu. Fısıldayarak konuştu: - Kız gördün mü çocuğu? Çok yakışıklı... Bir gözleri var, bakarken düşüp bayılırsın... - Şimdi babam duyarsa sen gerçekten bayılacaksın, haberin olsun.
Selda bu sözlere aldırmadı. Geldiği gibi aynı telaşla çıktı tezgahın ardından. Koşar adımlarla gitti müşterilerin olduğu yere. Mahmut cızırdayan sucukları becerikli bir hareketle ters yüz etti. Sandviç ekmeklerini hazırlamıştı Hülya. Ekmeğin iki kanadını açarak ocağın düz yüzeyinde gezdirdi. Ardından içlerine sucuk dilim, iki salam parçası, kaşar peyniri, turşu ve ketçap koyarak hafifçe yağladı. Hülya da yanına gelmişti. Babasının hazırladığı sandviçleri güzelce sardı kağıtlara ve plastik tabakların içine yerleştirip uzattı kız kardeşine. Selda sıkıntıyla soludu: - Ay, abla, işin yoksa gel de servise yardım et, nereye koşacağımı şaşırdım ben yahu! Mahmut küçük kızına baktı hayretle. Sonra kaşlarını kaldırarak seslendi: - Haydi geç o tarafa Hülya kızım. Ben hallederim burayı. Kardeşin haklı, baksana müşteri çoğaldı, yetişemiyor.
Hülya önündeki önlüğü çıkartıp masaların olduğu yere geçti eğilerek tezgahın altından. Yeni gelen gruba doğru ilerledi. Sakin bir sesle sordu: - Ne içerdiniz? Gözlüklü genç onu görünce arkasına yaslandı: - Aman, bu ne şeref böyle Hülya hanım, bugün siz mi servis yapacaksınız bize? Gülümsemekle yetindi genç kız. Mahcup bir şekilde elindeki küçük not defterine eğdi gözlerini. Her kafadan bir ses çıkmaya başlamıştı. Gözlüklü genç siparişleri sıraya sokmak için çabalıyordu. Hülya yavaşça kaldırdı gözlerini. Grubun içinde ilk defa gördüğü genç dikkatle bakıyordu yüzüne. Kızardığını hissetti. Gerçekten de Selda''nın söylediği gibi gözlerine bakınca insanın eli ayağı kesiliyordu sanki. Turhan nihayet siparişleri açıklığa kavuşturmuş olacak ki bitkin bir şekilde döndü: - Hülyacığım, dört ayran, üç kola... Dur yahu, Tarık, sen ne istiyorsun, söylemedin? Genç adam yavaşça çevirdi bakışlarını Hülya''nın yüzünden. Sakin bir sesle mırıldandı: - Ben de kola içeyim... "Demek ki adı Tarık!" diye geçirdi içinde Hülya hızla tezgaha doğru dönerken. İliklerine kadar titriyordu adeta... DEVAMI YARIN

