Sabah Hülya erkenden kalkmıştı. Dükkanı saat ondan önce açmazlardı. Bu zamana kadar Mahmut çarşıya çıkar, gerekli malzemeleri satın alır, bu arada kızlar evde annelerine yardım ederlerdi. Saat ona doğru Mahmut sahildeki küçük ekmek teknesine gider, hazırlıklarını yapar, öğlende de, önce Selda, ardından da Hülya gelirdi yardıma. Zaten iş on ikiden sonra yoğunlaşmaya başlardı. Bu sezonun başında bir de telefon çektirmişlerdi dükkana. Sitelerden siparişler alıyorlardı. Allah nasip ederse seneye bir de küçük çocuk alacaktı Mahmut yanına yardımcı olarak. Ona şöyle ucuz tarafından bir bisiklet veya mobilet türü şey aldı mıydı, bütün siparişlere yetişirdi. Hani büyük dükkanlarda olduğu gibi tezgaha da bir yazı asardı: "Evlere sipariş alınır!" diye... Şimdilerde ancak işin yoğun olmadığı zamanlarda, veyahut da sabahtan verilen siparişleri yerine getirebiliyordu. Çok da uzaklara hizmet veremiyordu. Çünkü ısmarlanan sandviçleri Selda götürüyordu. Kızlarının yardımı çoktu Mahmut''a. Yine de böyle bir işte onları çalıştırdığı için içten içe huzursuzlanıyordu adamcağız...
Hülya elini yüzünü yıkadıktan sonra salona geçti. Pencereden dışarıya baktı bir süre. Karşıdaki apartmanların aralığından deniz görünüyordu. Mis gibi bir hava vardı dışarıda.
- Yine aynı sıcak olacak bugün galiba! Diye söylendi. Arkasında sesler duyup döndü. Nemika hanım gelmişti: - Neden kalktın, gece geç yattın oysa! - Uyuyamadım anne... Dönüp durdum sabaha kadar... Kadıncağız akşam kocasının masanın üzerine bıraktığı gömleğini alıp dürdü. Başını salladı. - Kimse uyuyamadı ki...
Hülya yutkundu. Bir şeyler söylemek istediği zaman yapardı hep bu hareketi. - Anne... diye fısıldadı. Nemika hanım kafasını kaldırıp baktı kızına. - Ne var? - Dün Hakan geldi akşamüzeri. Konuşmak istiyormuş benimle... Kaşları çatıldı kadının. Dudakları bir çizgi halini aldı: - Nereden çıkmış konuşmak? Ne konuşacakmış? Konuşacak bir şey yok ki... Uzatıp duruyorlar bu işi. Ama kabahat senin, sen savsaklıyorsun değil mi? - Aman anne! İşte konuşacağız herhalde...
Bir müddet ses çıkartmadı kadın. Sonunda isteksizce fısıldadı. - İyi ya git konuş, babana söyle ama. Genç kız heyecanla atıldı: - Beş buçukta buluşalım dedi... Yalan söylemişti. Hakan sekiz buçukta gelip alacağını söylemişti genç kıza. Beş buçukta görüşmek isteyen Tarık''tı. Nemika hanım başka bir şey söylemeden mutfağa girdi. Çayı koydu. Birazdan kalkardı Mahmut. Namazını kıldıktan sonra fazla beklemeden kahvaltıyı hazır isterdi. Hülya sevinç içinde odasına koştu. Selda mışıl mışıl uyuyordu. Küçüklüklerinden beri iki kardeş aynı odayı paylaşırlardı. Çörekleniverdi küçük kızın başına: - Hey, Selda, Selda, uyan... Kızcağız şaşkınlıkla açtı gözlerini. Uykulu uykulu söylendi: - Ne var be abla, sabahın köründe? - Bana bak! Hemen Hakan''ın dükkanına git babam çıkınca. Sekiz buçukta gelmesin. Ablam işi bitince kendi gelecekmiş senin yanına de. Beni kendi dükkanında beklesin. Sakın bizim oraya gelmesin... DEVAMI YARIN

