Hülya, kız kardeşinden önce kalktı. Aslında neredeyse sabahın ilk ışıkları yansımaya başlamıştı uyuduğunda. Bütün gece Tarık''ı düşünmüş, hayaller kurmuş, onunla buluşmasında yaşadıklarını tekrar tekrar yaşamıştı. Gözlerinin altı kararmıştı az uyumaktan. Annesinin tıkırtısı geliyordu mutfaktan. Başını uzattı: - Günaydın anne! Nemika hanım kaşları çatık bir şekilde cevap verdi. - Günaydın, haydi, evin bereketi kaçacak bu saatte kalkıla kalkıla... Kardeşini de uyandır. Baban bekliyor onu dükkanda. Adam alışverişe gitti. O da gidip açsın dükkanı, temizlesin oraları.
Hülya esnedi uzun uzun: - Acelen ne anne, kahvaltıdan sonra beraber gider temizleriz Selda''yla.. Nemika hanım yan gözle baktı kızına: - Sen bir yere gitmiyorsun, konuşacağım seninle... Genç kız yüzünü buruşturdu. Mavi gözleri kısılmıştı: - Öfff... Yine ne oldu? - Bana bak! Benimle doğru konuş, çarparsam suratına bir tane de yer çarpar, ne sanıyorsun sen kendini. Annenim ben senin. Konuşmak istiyorum, konuşacağım. Dilin artık bir karış oldu, başına buyruk işler yapıyorsun. Hülya bozulmuştu. Sıkıntıyla soludu. Elini yüzünü yıkamaya gideceği yerde öfkeyle gelip kahvaltı masasına oturdu: - Ne konuşacaksan konuş o zaman! Kadın ters ve kızgın bir bakış fırlattı kızına.
- Bak seni doğrarım kız! - E ne var anne? Sorduk işte, konuşmak isteyen sendin... Gücenmiş, asık bir suratla kalktı, bir yandan da söyleniyordu: - Ne yapsak kabahat sana da... Sabah sabah! Rüyanda gördün her halde beni... Gidip elini yüzünü yıkadı. Onların bağırışlarına Selda da uyanmıştı. Banyoya başını uzattı: - Ne oldu abla! Ne bağırıyorsunuz yahu? - Aman bırak! Taktı yine bana. Konuşacakmış da, bilmem neymiş de, ne konuşacaksa. Konuş diyorum bağırıyor, ne biçim şey anlamadım. Esir miyiz neyiz? Nemika hanım tiz bir sesle haykırdı mutfaktan: - Kız! Söylenip durma, gelirsem paralarım seni... Selda omuzlarını kaldırarak kıs kıs güldü: - Halin harap abla senin, bakalım bugün gidebilecek misin? Hülya kaşlarını kaldırdı. Asi bir tavırla söylendi: - Aaaa, hiç kimse engel olamaz bana, öyle bir giderim ki... Nemika hanım kızgın bir şekilde sofrayı yeniledi. Ekmek kesti. İçindeki öfkeyi yaptığı işten çıkartırcasına sertti hareketleri. Artık devir değiştikçe saygı da kalmamıştı büyüğe karşı. Kendi gençliğini düşündü. Böyle miydi ya? Bu lafların bir tekini bile etmeye kalksa anasına, oturduğu evi başına indirirlerdi. Küçük kızı da ablasından görüp asileşiyordu. Başını uzatıp seslendi: - Haydi, yürüyün artık, oyalanmayın. Yiyin de kalksın şu sofra ortadan... Selda sallanarak geldi, her zamanki şımarık hareketleriyle sarılıp yanaklarından öptü annesini: - Anam benim, güzelim... pek de sinirliymiş bugün... Nemika hanım bir şey söylemeden çayları koydu. Nedense küçük kızına karşı aynı kocası gibi onun da zaafı vardı. DEVAMI YARIN

