Kaydet
a- | +A

Selda annesinin feryatlarıyla uyandı. Şaşkın bir şekilde bakındı etrafına. Ablası yatağında yoktu. Uzun uzun gerindi. Saatine baktı. Dokuzu geçiyordu. Mutlaka babası gitmiş, annesi de ablasıyla her zamanki tartışmalarından birine tutuşmuştu. Ayaklarını sürüyerek odadan dışarı çıktı. Bağırışlar mutfaktan geliyordu. Başını uzattı. Hülya kahvaltı masasında sanki bağıran, tepesinde feryat eden kimse yokmuş gibi sakin ve umursamaz bir şekilde kahvaltısını ediyor, Nemika hanım ise ellerini beline dayamış, kaşları çatık, yüzü sinirden gerilmiş bir halde bağırıyordu. - Ne oluyor yahu? Anne, sesin nerelerden duyuluyor biliyor musun? - Duyulursa duyulsun, bana ne? Yakında zaten herkesin diline düşeceğiz. Bunun yüzünden hep! Yumruğuyla Hülya''nın sırtına vurmuştu. Hülya öne doğru fırladı. Ağzındaki lokma neredeyse dışarıya fırlayacaktı. Ters bir şekilde baktı annesine: - Ne vuruyorsun bana anne! Kendi kendine delileniyorsun be! Ne yaptık şimdi? - Hani gelecek, isteyeceklerdi seni kız? Bundan sonra bir adım at bakayım dışarıya atabiliyor musun? Baban sıkıştırıp duruyor, Hakan''lar gelmedi diye işkillenip duruyor. Otur anlat olanı biteni. Bitti artık. O bulduğun adam da aldatıyor seni, kandırıyor... Bilmiyor muyum ben, ah ben ne yaptım da göz yumdum bu işlere... Hülya asi bir hareketle fırladı yerinden. Adeta cıyaklayarak bağırdı mutfak kapısının önüne gelip: - Hiç de bile... Tarık beni aldatmıyor... Ne yani, sen de gevşedin onun nasıl zengin olduğunu öğrenince. Beklemesini bil biraz! Hangi devirde yaşıyoruz sanıyorsun. El alemin annesi neler yapıyor. Sense babamdan korkundan istikbalimi karartacaksın.

Nemika kocaman büyüyen gözlerini devirerek baktı kızına: - Kız saçlarını yolarım bak! Ne biçim konuşuyorsun benimle... Kimin nesi bu adam! Hani, gelip konuşacaktı, gelip isteyecekti seni! - İstersen gelir konuşur seninle... İrkildi kadın: - Yok! Allah korusun, benimle işi neymiş, gidip babanla konuşsun, hem bunun anası babası yok mu, ne diye kendi gelecekmiş. Anası babası gelsin. Selda bir annesine bir ablasına çeviriyordu gözlerini. Kenarda durmuş, dehşet içinde bağrışan bu insanları izliyor, sanki eğleniyordu kendince.

- Biraz beklemesini bil anne! Daha ne kadar oldu ki.

- Daha ne kadar oldu ama her gün fellik fellik geziyorsun. Hiç mi gören olmadı, babanın kulağına hiç mi gitmeyecek! Ben gidip Hakan''la konuşacağım. Hülya bir çığlık attı: - Sakın, inan ki kendimi öldürürüm. İstemiyorum onu, bana ne bir mobilyacı çırağından. Hem onun o sümsük anasına da sinir oluyorum. İstemem...

Ürkmüştü bu sözlerden Nemika. Durakladı. Elindeki çay kaşığını hırsla vurdu tezgaha. Kendilerini izleyen Selda''ya döndü: - Ne bakıyorsun be! Git pijamanı çıkart da gel zıkkımlan. Sofra beklemez öğlene kadar seni. Nedir sizden çektiğim, alıp başımı gitsem bari uzaklara. Babaları ayrı, kızları ayrı, canımdan bezdim artık... Söylenerek içeriye doğru yürüdü. İki kız birbirlerine bakarak kıs kıs gülüştüler. Hülya sinirliydi: - Lafa bak! Sanki anası babası hop diye beni bekliyorlardı. Tabii o da alıştıra alıştıra söyleyecek ailesine. Kolay mı öyle.. Zaten biz kararımızı verdik. Olmazsa kaçacağız! Az kalsın boğuluyordu Selda bu sözleri duyunca. Dehşet içindeydi. Hülya alay etti onunla: - Ne sandın? Tabii ki kaçacağız. Görürsün... DEVAMI YARIN