Nemika hanım tezgahın arkasına geçerken yan gözle küçük kızı Selda''ya baktı. Mahmut ocağın başında, bekleyen üç dört müşterinin siparişlerini hazırlıyordu. Nemika başının örtüsünü düzelterek fısıldadı kızına: - Ablan daha yok mu meydanlarda? - Yok anne, görmüyor musun! - Doğru konuş benimle kız! Gebertirim. Nerede o Allah''ın cezası? Saat kaç oldu, şimdi baban soracak? Ne diyeceğim ben! Selda hayretle baktı annesine. Sabah Nemika hanımın ablasıyla yaptığı konuşmaları bilmediği için onun bu tavırlarına şaşırmıştı. Kekeledi: - Arkadaşına gidecekti galiba, dantel örneği falan alacak... Lafı ağzında kaldı Nemika hanımın sert çıkışıyla: - Sus! Yalan söyleme, sen de ona yataklık yapıyorsun demek ki... Ben her şeyi biliyorum. Buluşmaya gittiğini de. Kimin nesi bu çocuk! Çok mu zengin? Selda yutkundu. Omuzlarını kaldırdı: - Ben... ben bir şey bilmiyorum.... - Sen zaten ne bilirsin ki... Öldüreceksiniz beni, kurtulacaksınız. Aman ne zormuş kız evlat büyütmek böyle...
Selda göstermeden güldü yavaşça. Mahmut karısının geldiğini görünce seslendi telaş içinde: - Gel Nemika, gel... biraz sucuk kes, biraz da peynir. Geberdim sıcaktan ocağın başında. Etrafına bakındı bu sözlerden sonra, kaşları çatıldı: - Hülya nerede yahu? Neden gelmedi? Selda ile annesi bakıştılar gizlice. Telaşla geçiştirdi Nemika hanım: - Bir arkadaşına kadar gitti. Dantel örneği alacakmış. Ben gönderdim. Gelir birazdan. - İyi de bu saatte gitmesin bir daha. En civcivli zaman şimdi. Tam akşamüzeri. Herkesin yürüyüşe çıktığı saat. Bizim en bereketli saatimiz. Birazdan dolar tıka basa burası.
Nemika hanım telaşla geçti tezgahın ardına. Hemen dolaptan bir kangal sucuk aldı. Bir de blok kaşar çıkarttı. Hemen ocağın yan tarafında asılı duran önlüğünü taktı. Tahtanın başına geçti, gayet dikkatli, ince ince doğramaya başladı sucukları. Bu arada ocaktakiler hazırdı. Dikkatli ve keyifli bir şekilde kağıda sardı Mahmut sandviçleri dip taraflarından. Kayık şeklindeki metal tabaklara yerleştirdi. Tezgaha uzattı: - Selda, servis yap kızım, hazır sandviçler. Sonra başını tezgahtan uzatarak bağırdı yola doğru: - Buyurun, buyurun, harika sandviçler, buyurun... Nemika hanımın yüreği yerinden fırlayacaktı heyecandan. Yan gözle kocasının kolundaki saate bakmaya çalışıyor, gördüğü kadarıyla yediyi geçtiğini anlıyor, heyecanı ve telaşı daha da artıyordu. Neredeydi bu kız? O da bir an için ona uymuş, "peki" demişti. Aslında bir şey olacağından değildi. Mademki zengin bir gençti, villalarda oturuyordu ve kızına evlenme teklif etmişti sevinmesi bile lâzımdı. Evvelden beri Hakan''a kanı ısınmamıştı zaten. Hakan''ı isteyen en çok Mahmut''tu. Nemika hanıma kalsa kızı için daha imkânlı, daha muhteşem bir evlilik düşünürdü hep. Allah için şimdi, Karamürsel''in en güzel kızıydı. Alımlı, boylu poslu, ipek gibi saçlı, kimsede görmediği kadar güzel mavi gözlü, cıvıl cıvıl bir kızdı. Hakan da iyi bir gençti belki ama kızı daha da iyilerine layıktı. Hep böyle düşünmüştü. Kocasından çekindiği için söyleyememişti bu düşüncelerini. Mahmut''tan korkardı. Bugün bile bu buluşmaya nasıl "evet" dediğine hayret ediyor, Mahmut''un böyle bir komplonun içinde kendisinin de olduğunu öğrenmesiyle olacakları düşünmek bile istemiyordu. Ama kızı için beslediği hayallerin gerçekleşebilmesi için biraz tehlikeye atılmak zorundaydı. Yoksa ziyan olacaktı peri kızı kadar güzel Hülya''ya! DEVAMI YARIN

