Kaydet
a- | +A

Bir buket çiçek yaptırdı Hakan. Saat tam sekiz buçuktu Gürellerin villasının kapısını çaldığında. Tuhaf bir heyecan vardı üzerinde. Kapıyı Aylin açtı. Sevimli gülümsemesiyle karşıladı genç adamı: - Hoş geldin... Seni bekliyorduk... Hakan tedirgin ve mahcup bir tavırla fısıldadı: - Erken gelmedim değil mi? Ağustosun tam ortasında, güneş dokuza doğru batıyordu. Henüz kararmaya başlamıştı hava. - Yok canım! Babam acıktım deyip durmaya başladı bile...

Bu sırada nergis hanım gözüktü. - Hoş geldiniz oğlum. Buyurun... Çok zahmet etmişsiniz. Ne kadar güzel çiçekler böyle... Hakan terbiyeli bir şekilde buketi uzattı: - Sizin için efendim... Biraz sonra genç adam Ekrem beyle de tanışmış, veranda koyu bir sohbete dalmışlardı bile. Güneş garip bir şekilde yayılmıştı batarken ufka. Her zamankinden daha kırmızıydı sanki. Ürkütücü bir rengi vardı. Gökyüzündeki yıldızlar hiçbir zaman olmadığı kadar parlaktılar. Deniz esrarengiz bir durgunluk içindeydi. Tek bir doğa sesi bile yoktu. Her gece cayır cayır öten ağustos böcekleri garip bir sessizliğe gömülmüş gibiydiler. Sadece uzaklardan köpek ulumaları duyuluyordu. Yemeğe oturdukları zaman saat dokuz buçuk olmuştu bile...

Halime çok güzel pişirmişti balıkları. Nergis hanımın kendi eliyle yaptığı zeytinyağlılar da nefisti. Sofrada çok hoş bir sohbet vardı. Ekrem bey her zamanki babacan tavırlarıyla Hakan''ın gerginliğini atmasına sebep olmuş, sıcacık bir hava yayılmıştı etrafa. Yemekten sonra kahvelerini içmek üzere verandaya çıktılar. Ekrem bey Hakan''la yalnız kalmıştı.

- İstanbul''a yerleşmeyi düşünmez misin delikanlı? - Nasıl yaparım efendim İstanbul''da. Orası büyük şehir, beni aşar! - Korkmayacaksın delikanlı... Hayat senden korksun... Asla korkmayacaksın. Büyümek, yükselmek için engelleri aşmak lazım. Sen İstanbul''u aşmalısın... Hakan yutkundu. Gözlerini yere indirdi... Yaşlı adam sordu büyük bir açık yüreklilikle: - Kızım senin arkadaşlığından çok memnun... Ben de sevdim seni... Gel İstanbul''a, sana yardımcı olayım... Bir atölye açarız. Aylin desinatörlüğünü yapar, sen de imalat.... Ne dersin? Hakan şaşırmış, bir o kadar da heyecanlanmıştı. Hülya''dan yediği darbeden sonra çekip gitmek istemişti buralardan. İşte önüne muhteşem bir fırsat çıkmıştı bile. O sırada verandaya gelen Aylin''e takıldı gözleri. Genç kız uçuk pembe bir bluz ve beyaz, pilili bir etek giymişti. Saçları omuzlarına doğru dalgalanarak iniyordu. Kulaklarının arkasından küçük pembe tokalarla tutturmuştu. Birden bu genç kıza karşı samimi, dostça duygularla bağlandığını düşündü. Ekrem bey bir anda hiç birisinin beklemediği bir cesaretle pat diye konuşuverdi orta yere. Sanki bir bomba patlamış gibiydi: - İstersen damadım ol delikanlı... Aylin bir çığlık attı. Babasının böyle teklifsizliklerine alışkındı ama bu kadarı da fazlaydı. Kıpkırmızı olmuştu genç kız. Hayretle büyümüş gözlerle bakıyordu yaşlı adam. - Baba! Rica ederim, sen ne diyorsun? Hakan gülmeye başladı genç kızın tepkisine. Sakin bir sesle cevap verdi: - Kızma Aylin, bunu ben de istiyorum... Genç kız şaşkın bir şekilde döndü delikanlıya.

- Ne dedin, ne dedin? * DEVAMI YARIN