Güler, Berrin hanıma doğru döndü: - Abla sen bu gün toplantıya gideceksin değil mi? Başını salladı kadın. Esin ağzındaki lokmayı hızla yutup atıldı: - Haydi, kurtuldun tamiratın içinde oturmaktan anne! Şanslısın inan ki. Hizmetçi kız omuzlarını kaldırdı: - O kadar uzun boylu bir şey olacağını sanmam. Hemen sigortanın oradan halledilir herhalde... Esin vücudunu arkaya doğru atarak sandalyesini geriye itti. Kollarını yukarı kaldırıp ellerini havada birleştirerek gerdi bedenini: - Ben evdeyim. Ders çalışacağım bu gün. Umarım uzun sürmez... Çok geçmeden İskender bey çıktı kızının yanağına bir öpücük kondurup. Ardından da Berrin hanım. Güler sofrayı toplamaya başlamıştı. Esin ise babasının bıraktığı gazeteyi karıştırıyor, son bir bardak çayını keyifle yudumluyordu. Sorunları olmayan mutlu bir aileydiler. Güler masayı toplamak için içeri girince genç kıza seslendi: - Çay yerine sabahları süt içsen daha iyi olur... Biraz ısıtayım da iç bari... * * * Müşfik usta kocaman vücudunu güçlükle kaldırdı. Dükkanın önüne yanaşan son model arabanın sahibini tanımıştı. Kapıya çıkıp seslendi: - Hoş gelmişsin beyim. Buyur, bir çayımızı iç... İskender bey gülümsedi: - Sağ ol Müşfik usta. İşim var. Senden bir ricam olacak. Senin çocuklardan birini gönderiversen, sanırım evde bir sorun varmış, sigortalar mı atıyormuş sürekli ne... Bir bakıversinler.
Şişman adam başını salladı: - Emret beyim, hemen. Kalfa burada. Şimdi yollarım... Adam tekrar arabasına bindi. Camı açıp seslendi: - Sağ olasın be usta. Ne tutarsa borcumuz ben uğrar öderim.
- Önemli değil beyim. Sen sağ ol! Araba yağ gibi süzülüverdi bir anda. Saçsız başına elini götürüp hafifçe kaşıdı Müşfik usta. Yuvarlak yüzünde gözleri, burnu ağzı küçücük, sonradan yapıştırılmış gibi duruyordu. Küçük, çipil gözleri yine de zekîce parlamaktaydı. Son zamanlarda çok kilo almıştı. Babadan kalma mesleğiydi elektrikçilik. Yanında iki delikanlı çalışıyordu. Biri kalfası Selim, diğeri de çırağı Metin. Bir kızı vardı. On sene önce evlendirmişti kızını. Şimdi karısıyla birlikte torunlarını seviyordu. Küçük dükkanı üç boğaz besliyordu çok şükür. Kıt kanaat geçindiriyordu bütün çalışanlarını. İçeriye girdi. Tezgahın arkasında uzun boylu, siyah saçlı, ela gözlü bir genç vardı. Gömleğinin kollarını kıvırmış, önündeki elektrik sobasının içine gömülmüştü sanki. Dalgalı saçları kısa kesilmişti. Yüzünün hatları sertti. Keskin bakışları yakışıklılığını arttırıyordu. Yüzündeki iki günlük sakal ayrı bir mana vermişti sanki. Burnu sanki cetvelle çizilmiş gibiydi. Hafif belirgin elmacık kemikleri gözlerini belirginleştiriyor, sürmeli gibi duran kirpikleri kaşlarına değiyordu. Çevre esnafı delikanlıyı "yakışıklı" diye çağırırdı. Adı Selim''di. Yirmi altı yaşındaydı. Askerliğini yaparken yitirmişti annesiyle babasını peş peşe. Bomboş bir eve gelmişti terhisinden sonra. Meslek lisesini okumuştu. Elektrik bölümünden mezun olmuş, sonra da birkaç dükkanda çıraklık yapmıştı. Asker sonrası acısını yüreğine gömüp çalışmaya başlamıştı. Müşfik ustanın yanına girmiş, kısa zamanda dükkanın bütün yükünü sırtlanmıştı. Zaten Müşfik usta artık pek işe falan gitmiyordu. Her şeyi yapan Selim''di. Yanında Metin diye on altı yaşında bir de çırağı vardı. Babasından kalan gecekonduda oturuyor, tek başına hayatını sürdürüyordu. Gocunmuyordu bir şeyden. Hayatından memnundu. DEVAMI YARIN

