Doktor Yusuf bey odadan dışarı çıkıp kısa, toplu vücudunu adeta yuvarlayarak yaklaştı tam karşıda heyecan içinde bekleyen gençlere. Selim ve Suna onun geldiğini görünce fırladılar ayağa.
- Selim bey... size söylemiştim. Her geçen dakika zararınıza işliyor diye. Bundan sonra bu tür krizler çok sık gelecek, belki de günde iki, üç kez... Bir an önce karnındaki bebeği de almamız gerekli, yoksa etkilenecek ve anneye de zararı olacak. Lütfen, ben yemin etmiş bir doktor olarak bu hayatı kurtarmak zorundayım. Bana yardımcı olun. Tabii bunu yaparken içinde yaşadığım sistemin kurallarına da uymak gibi bir zorunluluğum var! Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi? Çok iyi anlıyordu Selim. "Bu kararı bir an önce verin ve gereken parayı bulun!" diyordu doktor. Başını salladı yutkunarak. Verecek bir cevabı yoktu "peki" demekten başka. Suna atıldı: - Kendisi nasıl şu anda? - Uyuyor. Krizi geçirdi. Ama ağır bir krizdi. Sarsıldığı muhakkak. Sonra Selim''e döndü: - Kararınızı bekliyorum. Ellerini önlüğünün cebine sokup koridor boyunca yürümeye başladı. Genç adam tedirgindi. Bir şeyler söylemek istedi, vazgeçti. Sonra ani bir kararla yanında şaşkınlıkla onu seyreden Suna''ya döndü: - Bir dakika sen bekleyiver beni burada, bir şey soracağım... Koşarak yetişti doktorun ardından: - Doktor bey, doktor bey... Bir saniye lütfen... Yusuf Özel durdu. Kendinden emin bir şekilde baktı Selim''e: - Affedersiniz, bir şey sormak istiyorum. Bu hastalığın sinir sistemiyle, yani sıkıntıyla falan bir ilişkisi var mı? Yani üzüntü, sıkıntı, duygusal dengesizlik bu hastalığı etkiler mi? Şaşırmıştı Yusuf bey. Gözlerini kırpıştırıp düşündü: - Bu fizyolojik bir hastalık. Psikosomatik bir özelliği belki olabilir. Ama bir tümörden kaynaklanıyor, bu tümörün etkisini ne kadar arttırır, kati bir şey söylemek zor. Tabii ki biz bütün hastalıklarda hastanın ruhi açıdan sağlıklı, huzurlu bir ortamda bulunmasını isteriz. Sonuçta bizi yöneten sinir sistemimiz ve bütün organlarımızla bağlantısı var. Neden sordunuz? Korkuyla geri çekildi Selim: - Hiç... Öylesine... Öylesine sordum.
Yusuf bey dikkatle baktı onun yüzüne, bir şey anlamamıştı.
- Eşimi götürebilir miyim şimdi? - Evet, uyansın, götürebilirsiniz. Reçeteyi bıraktım, o ilaçları alacak. Yalnız dediğim gibi bir iki gün içinde kararınızı verin lütfen... Başka çaresi yok, seyir hızlandı, sonunun ne olduğunu çok açık konuşmuştum sizinle... Selim teşekkür ederek ayrıldı doktorun yanından. Suna hâlâ bıraktığı yerde bekliyordu kendisini. Yanına geldi: - Ne oldu Selim, ne sordun? - Eve götürüp götüremeyeceğimizi... Uyandıktan sonra götürebilirmişiz.
Suna bu fırsatı değerlendirmek istedi: - İyi ya, gel biz de oturup şurada biraz konuşalım, ne dersin? Genç adam korkuyla irkildi. Onun ne konuşacağını tahmin ediyordu ve asla bir açıklama yapmak istemiyordu. Yine de itiraz etmedi. Bekleme salonundaki kahverengi koltuklara oturdular. Suna onun yüzüne baktı dikkatle: - Anlat bakalım, senin neyin var bu günlerde. Esin çok üzülüyor bu duruma biliyor musun? Selim yutkundu. Cevap veremedi... Birilerinden yardım istiyormuş gibi etrafına bakındı. Sonra çaresiz bir şekilde döndü genç kıza... DEVAMI YARIN

