Adam yutkundu. Beklemiyordu böyle bir müdahaleyi. İçinden öfkeyle söylendi: - Kız Zehra, ben sana gösteririm! Toparlandı: - Yok ağabey bir şey, karışmaya başladı, dili uzadı son günlerde, saygısızca davrandı, hani ben de bir daha yapmasın diye, usulcacık... Yoksa öyle kötü bir şey... Elini kaldırıp susturdu Hüsamettin: - Kes sesini Yakup! Kadının yüzünü gördüm, o geçmiş hali belli, bugün de az kaldı kolunu kıracakmışsın, kaldıramıyor, kımıldatamıyor kolunu, şişmiş bileğine kadar. Bu mu usulcacık olan?.. Ses çıkartmadı Yakup. Sinirle bir sigara yaktı. Dumanını açık havaya doğru üfledi sıkkın bir şekilde. - Paranı ne ettin sen? İrkildi. Telaşla attı sigarasını. Ezdi ayağıyla. Kekeledi. - Hiiç... hiçbir şey ağabey...
- Neden bitirdim dedin karına o zaman? Hem bu saate kadar neredeydin sen, işin yok gücün yok, nereden geliyorsun? - Kahveye uğradımdı ağabey, biraz oturdum, çay falan... Hüsamettin bunca senedir burada iyice pişmişti. Anadolu''dan gelip adapte olamayan insanların düştükleri batakların hepsinden haberdardı. Durdu yine olduğu yerde. Yakup da durakladı onunla birlikte. Tok bir sesle sordu: - Kumar oynuyorsun değil mi? Konuş...
Nefesi kesilir gibi oldu Yakup''un. Eliyle göğsünü tuttu. Gözleri suçlu, şaşkın, korkak bir ifadeyle dolaştı Hüsamettin''in yüzünde: - Yok ağabey, vakit geçsin diye, şöyle, bir iki el! - Utanmaz... O kadın el evinde hizmetçilik ediyor, sen parayı kumarda bitiriyorsun ha? Utan, utan. Bak el alem gelip çocuklarını almak istiyor hayatını kurtarmak için, sen sahip çıkamıyorsun. Şaşırmıştı. Hemen eski haline dönüverdi: - Kim alacakmış çocukları? Nereden çıktı bu? - Git eve de karın anlatır sana ne olduğunu. Bana bak, bir daha böyle şeyler duymayayım! Gözüm üzerinde olacak, unutma! Yakup çekingen bir tavırla eline sarıldı Hüsamettin''in: - Tamam ağabey, izin ver öpeyim ne olur... Uzattı elini adam. Sonra da omzunu sıvazladı onun: - Haydi bakalım, git evine efendi gibi. Hemen bir iş bul! Bizim Malatyalı bir müteahhit var Örnekköy''de. İnşaatı var. Git ona, selamımı söyle benim. İyi adamdır, boş döndürmez. Yarın hemen git. Hüsamettin sapaktan ayrıldı. Adımlarını hızlandırdı yalnız kalınca. Hem yürüyor hem de öfkeyle söyleniyordu: - Mahvettim seni Zehra, mahvettim... *** Önder bey elindeki kulplu fincanı masaya bıraktı, ileri doğru eğilerek kollarını masanın üzerinde birleştirdi: - Yani şimdi hiçbir şey belli değil öyle mi? Saadet hanım başını salladı: - Evet. Düşünecek. Hemen cevap vermedi, önce bozuldum. Ama eve gelince düşündüm ki o da haklı, nasıl desin hemen "al, git kızımı!" diye. Aklına sokmaya çalıştım, kocanla konuş dedim. O kadar çaresiz bir durumda ki, ister istemez evet diyecekmiş gibi geliyor. Bekleyeceğiz Önder, başka çaremiz yok. Ama reddederse... Sustu. Gözleri kısıldı. Kısacık saçlarının süslediği başını geriye attı: - O zaman dünyam yıkılır işte.
Önder bey korkuyla baktı karısının yüzüne: - Bu kadar bağlama umudunu, o olmazsa başka bir tane, mademki böyle bir şeye karar verdik... Sözlerini tamamlayamadı. Fırladı yerinden Saadet hanım: - Hayır Önder. Ya Asiye, ya hiç. Benim ona kanım kaynadı, benimsedim bir görüşte. Aramızda bir elektrik oldu sanki. Aynı şeyleri bir başka çocuğa karşı hissetmem mümkün değil. İmkansız. Asiye olacak... ¥ DEVAMI YARIN

