Mezarlık kalabalıktı. İskender beyin geniş çevresi yaşanan bu korkunç dramın ıstırabını paylaşmak için dolmuşlardı ulu servi ağaçlarının altına. Berrin hanım başörtüsü, gözlükleri, tayyörüyle iki yakınının kolunda neredeyse baygın bir vaziyette, gözleri ağlamaktan kızarmış bir halde bir kenarda duruyordu. İskender bey ise yanında arkadaşları, elinde bir kürek, kızının mezarına toprak atıyordu. Mezarın baş ucunda genç bir hoca Kur''an- kerim okuyordu usul usul. Güler berbat durumdaydı. Dayanmıştı mezara en yakın ağaca. Sessiz sessiz ağlıyordu. Yaklaşık kırk dakika sonra kalabalık boşalmaya başladı mezarlıktan. En son Berrin hanım ayrıldı... Hoca efendi son duasını yapıp yerinden kalktı. Taze mezar, üzerine yığılmış çiçeklerden görünmeyecek haldeydi. Kimse kalmayınca bir karaltı belirdi ağaçların arasından. Selim ağır adımlarla yaklaştı. Çömeldi yere. Titreyen elini uzattı yumuşak ve ıslak toprağa. Hafifçe dolaştırdı üzerinde. - Mekanın cennet olsun bir tanem... diye mırıldandı. Yutkundu. Gözlerinden iki damla yaş süzüldü tıraşı iyice uzamış yanaklarına: - Bir gün... Bir gün ben de geleceğim yanına... Birden omzuna bir elin dokunduğunu hissederek döndü. Suna başının örtüsü hafifçe kaymış acı dolu gözlerle bakıyordu: - O mutlu öldü Selim... Seni gördü ve mutlu öldü... Selim, Fatiha okuduktan sonra yavaşça kalktı yerinden. Başını salladı yere bakarak: - Sayende Suna. Teşekkür ederim sana, onun adına da kendi adıma da...
Gözlerini kaldırdı. Uzaklara çevirdi: - Eğer bana küs ölseydi bu acı daha da katlanır ve taşınmazdı... Suna hafifçe gülümsedi: - Şimdi ne yapacaksın Selim? Omuzlarını kaldırdı genç adam: - Bilmiyorum Suna.. Hiçbir şey bilemiyorum artık. Buradan gitmek istiyordum, uzaklarda yaşamak istiyordum. Onunla zaman geçirdiğim yerlerde onsuz dolaşmak tahammül edilmez bir şey diye düşünüyordum...
Bir kez daha dönüp baktı mezara: - Yine geleceğim. Her gün geleceğim... Başını kaldırdı.
- Artık buradan gidemem. Onu burada yalnız bırakıp gidemem. İşte, öylesine bir hayat sürecek Suna. Ta ki ona kavuşacağım güne kadar... O gün hayatımın en mutlu günü olacak...
Genç kız cevap veremedi. Birlikte çıkışa doğru yürümeye başladılar.
- Allah''ın verdiği canı Allah alıyor. Elden ne gelir.... Ben de bekleyeceğim...
Hava serinlemişti. Hafif rüzgar çıkmış, uzun serviler sallanmaya başlamışlardı. Garip bir uğultu çıkıyordu onlar sallandıkça. Sanki "sıra bize geldi, yeni konuğumuza biz de hoş geldin demek istiyoruz!" dercesine uğulduyorlardı. Tam mezarlık çıkışına geldikleri sırada Selim bir kez daha döndü geriye. Kendisini paramparça hissediyordu.. Boğuk bir sesle mırıldandı: - Sıra bize de gelecek bir tanem... Rahat uyu! - SON -

