İclal gülümseyerek baktı delikanlının yüzüne... Onun ürkek ve sıkıntılı hali hoşuna gidiyordu. Benim için önemli olan senin nasıl bir insan olduğun Oktay... Annenin Hakkari''nin bir mezrasında yaşıyor olması, babanın ekmeğini kazanmak için bir şeyler yapmış olması çok fazla önemli değil. Önemli olan o insanların karakteri, huyu, görgüsü... Kimseyi gelirine, yaşadığı yere, hayat şartlarına göre değerlendiremezsin. Bu dünyada bazı şeyleri seçme hakkımız yok... bir insanı ölçerken onun yetiştiği, eğitimini aldığı ortam, onu büyüten insanlar da önemli...
Tekrar güldü, Gözlerini açarak eğildi genç adama doğru: - Meraklanma senin bu konularda imaj sıkıntın yok! Oktay durgun bir tavırla baktı onun yüzüne: - Yani cevabın? Arkasına yaslandı genç kız. Kendinden emin bir tavırla kaldırdı başını. Ciddileşmişti: - Bu karar tabii ki beni ilgilendiriyor ama ailemin fikrini de almak zorundayım. Onlarla konuşmam için izin ver bana.
Oktay dudaklarını gerdi: Kırgın bir sesle mırıldandı: - Tabii ki onların fikrini alacaksın ama ben öncelikle seninkini öğrenmek istemiştim.
İclal yanındaki sandalyede duran pardösüsünü topladı. Saçlarını eliyle geriye doğru attı. Saate baktı: - Geç oldu Oktay, eve gitmem lazım, ağabeylerim gelecek akşama.
Sonra muzip bir tavırla fısıldadı: - Benim fikrim ise olumlu... Delikanlı şaşkın ama sevinçli bir halde fırladı ayağa. Gülüyordu ilk defa. İclal memnun oldu onun neşesine: - İşte böyle hep gülmelisin... Daha önümüzde o kadar çok şey var ki yaşayacağımız. Kederlerin de dolu, sevinçlerin de. Bu kadar kolay harcama hiç birisini... Ferhat kısa bir kahkaha attı. Şerif bey oğlunun gülüşüyle daha neşeli ve coşkulu bir şekilde anlatmaya başladı: - Bir de baktım ki, adam yerde yatıyor. Üstünden atladı yanındaki, çekirge gibi zıplıyor... Ece de kendinden geçmişti kayınpederinin o gün başından geçen komik hadiseyi dinlerken. Muazzez hanım ise biraz düşünceli gördüğü kızına baktı yan gözle. Evdeki coşkuya yürekten katılmadığını fark etmişti İclal''in. Saate baktı ve ayağa kalktı kadın: - İclal, bana yardım et kızım, yemeği servis tabağına alalım. Haftada bir veya iki gün gelirdi Ferhat ile karısı annesinin evine. Ece''nin ailesi Amerika''da oturduğu için Şerif beylerden başka yakınları yoktu İstanbul''da. Onlar da gelinlerini öz kızları gibi bağırlarına basmışlar, Ferhat''tan daha çok düşkün bir şekilde kol kanat germişlerdi. Her zaman kıskanarak bakardı genç adam bu ilişkiye: - Gören de beni bu evde damat zanneder yahu! Diyerek takılırdı anne ve babasına. İclal annesinin arkasından girdi mutfağa. Muazzez hanım hemen masaya dayanarak ona doğru döndü: - Neyin var senin bebeğim? Çok düşüncelisin. İclal minnetle baktı anasına. Yeşil gözleri doluverdi bir anda. - Senin bu haline hayranım anne. Öyle ince bir şekilde gözlemliyorsun ki bizi. Hiçbir şey kaçmıyor gözünden. Nasıl anladın? Muazzez hanım gururla kaldırdı kafasını: - Ben anayım yavrum... Ana olmak ayrı bir yetenek... Ayrı bir özellik. Şimdi neyin var söyle bakalım. İclal yutkundu. İri, yeşil gözlerini yere indirdi, fısıldadı: - Oktay bana evlenme teklif etti anne.
Muazzez hanım durakladı. Bir müddet sessiz kaldı. Sonra eliyle kızının başını okşadı, sevgi dolu bir sesle cevap verdi: - Eğer sen istiyorsan biz evet deriz kızım. Ben senin seçimine güvenirim, sonuna kadar arkandayım.
DEVAMI YARIN

