Nemika hanım bulaşıkları yıkadıktan sonra kapının arkasında asılı olan kareli beze kuruladı ellerini. Hole çıkıp kızlarının odasının tarafına doğru baktı. Üç oda bir salondu evleri. Salonu misafir odası olarak kullanıyorlar, kendileri pek girmiyorlardı. Hemen sokak kapısının karşısında mutfak vardı. Sol tarafa kısa bir kol uzanıyor, oraya da üç ayrı oda açılıyordu. Birini karı koca kendi odaları yapmışlardı. Birisi kızlarındı. Sonuncuyu da oturma odası olarak kullanıyorlardı. Kış geldiği zaman elektrikli soba yakıyorlar, oturma odasında ısınıyorlardı. Seslendi tiz bir sesle:
- Selda, oyalanma artık! Baban gelir neredeyse. Adamda anahtar yok...
Küçük kız hızla çıktı odasından. Saçlarını arkasına toplamış, bir tokayla tutturmuştu:
- Tamam anne, bağırma geldim işte...
- Haydi oyalanmadan git artık. Adam dükkan kapısında kalacak. Ne umursamazsınız böyle bilmem ki...
Küçük kız lastik ayakkabılarını geçirdi ayağına. Yere oturarak bağladı bağlarını. Dizlerine kadar uzunlukta bir bermuda pantolon giymişti. Üzerine de kısa kollu bir tişört. Aceleyle bir öpücük kondurdu annesinin yanağına. İkişer üçer atlayarak indi merdivenlerden. Usulca kapattı kapıyı Nemika hanım. Hülya odasındaydı. Doğruca oraya gitti. Hızla açtı kapıyı:
- Otur bakalım, konuşalım seninle...
Hülya her zaman olduğu gibi aynanın karşısındaydı yine. Umursamaz bir tavırla baktı annesine. Nemika hanım yataklardan birinin ayak ucuna oturdu:
- Ne konuştunuz dün Hakan''la? Anlat bakalım, ne zaman gelecekler?
Ürperdi bir anda Hülya. Hiç başını çevirmedi annesinden yana:
- Gelmeyecekler...
Nemika hanım şaşırmıştı. Gözlerini kıstı. Zaten küçük olan gözleri bir nokta halini almıştı adeta:
- Gelmeyecekler mi? O da ne demek?
- Gelmeyecekler demek işte... Amaaan anne! Bırakşimdi bunları. İstemiyorum ben zaten Hakan''ı...
Kadın çılgına dönmüştü adeta. İki elini beline dayayarak dikildi kızının karşısına:
- İstemiyor musun? O da ne demek? Bunca senedir, herkes biliyor, ben ne derim el aleme... Nereden çıkmış, kız, söyle, yoksa sen mi geri çevirdin çocuğu?
Omuz silkti Hülya:
- Ben çevirdim ne olacak? Evlenecek olan ben değil miyim, istediğimle evlenirim...
Nemika hanım öfke, şaşkınlık, hırs ve sinirle allak bullak olmuştu adeta. Yüzü kızarmış, şakaklarındaki damarlar atmaya başlamıştı. Koluna yapıştı kızının. Olanca gücüyle sarstı.
- Kız, öldürürüm seni, otur şuraya, ne dedin çocuğa söyle çabuk!
Hülya silkelenerek kurtardı kolunu annesinin parmaklarından.
- Öfff, anne yapma! İstemiyorum Hakan''ı ben! Hakan da kim? Mobilyacı çırağı...
- Kız bunu önceden düşünseydin ya! Çocuk askerdeyken yanıp yakılıyordun ya, saatlerce pencerede oturup postacı bekliyordun ya! Şimdi ne oldu, çabuk söyle, kız doğru söyle, yoksa?..
Lakayt bir tavırla yürüdü kapıya doğru genç kız:
- Ne yoksa? Evet, başka birisi var, benimle evlenmek istiyor, hem de zengin, villaların oradan... Onunla evleneceğim ben! Zengin olup, lüks içinde yaşayacağım. Mobilyacı çırağına kalmadım. Tamam mı? Üzerime gelmeyin kaçarım!
Ağlamaklı olmuştu Nemika hanım. Baka kalmıştı kızına. Beyninin içinden düşünceler yıldırım hızıyla geçiyor, ne yapacağını bilemeyen bir halde gözlerini açmış kızını seyrediyordu. Sonunda dayanamadı:
- Baban öldürür seni kız! Yaşatmaz seni bilesin... Kendi mezarını kazıyorsun...
DEVAMI YARIN

