İskender bey odanın içinde aşağı yukarı dolaşıyordu. Burnundan soluyan bir boğa kadar öfkeliydi. Kükredi adeta: - Demek ki bir elektrikçi kalfası ha, bir çırak ha? Kim bu? Nerede tanımış, nerede karşılaşmış... Kimin nesi? Berrin hanım kesik kesik hıçkırıyordu. Elinde ipekli bir mendil, bir ucunu dişlerinin arasına tutturmuş, koltuğa yaslanmış, derin nefesler alıp veriyordu. Güler, bir ona, bir de İskender beye sakinleştirici ilaçlar dağıtmakla meşguldü. Birden adının haykırıldığını duyup korkuyla zıpladı. Elindeki su bardağını düşürüyordu az kalsın... - Güler! Sen... sen biliyor musun? - Tövbe tövbe... İskender ağabey, bilsem söylemez miyim, hiç haberim yok.. Yalnız... Berrin hanım da İskender bey de telaşla hizmetçiye doğru atıldılar: - Ne var yalnız? Çabuk konuş? - Hani bundan beş altı ay önceydi, elektrikler bir yanıyor, bir kesiliyordu, sigortalar atıyordu. O zaman gençten bir delikanlı gelmişti eve... Belki odur dedim kendi kendime... İskender bey gözlerini kıstı: - Müşfik ustanın kalfası... Olabilir. O olabilir. Gider konuşurum ben... Berrin hanım tiz bir sesle bağırdı: - Kim bu Müşfik usta, ben neden bilmiyorum bir şey... Sen ustaya falan gideceğine, o ablana aç telefonu asıl. O yaptı bu işi görürsün... İskender bey hemen atıldı telefonun üzerine. Hızla tuşladı numaraları... Sabırsız bir bekleme başladı. Ama cevap veren yoktu. Mualla hanım başına gelecekleri bildiği için kocasının memleketine, seyahate çıkmıştı Esin''le Selim''in ardından.
- Yok evde... Yok işte, kimse yok! Diye kırarcasına bıraktı ahizeyi. Olanlara inanamıyordu. Fırıldak gibi dönüyordu odanın içinde.
- Ne diyeceğiz şimdi, insanlara ne söyleyeceğiz? Rezil olduk... Berrin hanım hâlâ ağlıyordu. Hıçkırıklar içinde haykırdı: - Hem de ne rezil olmak! Mahvolduk... Hayat beni topa tutacak şimdi...
İskender bey atıldı tekrar telefona. Müşfik ustanın dükkanını arıyordu. Bekledi uzun süre telefonun açılması için. Cevap veren yoktu. - Yok! Dükkanı kapatmışlar. Evini de bilmiyorum. Ama ben onlara yapacağımı bilirim. Bulsun babasının evindeki bolluğu bakalım... Kolaymıymış yaşamak... O gece sabaha kadar kimse uyumadı İskender Gülhan''ın evinde. Güler korkuyla oturdu bir köşede. Berrin hanım oturduğu koltuktan kalkmadı bile. İskender bey de deli gibi döndü durdu odanın ortasında. Sabahın ilk ışıklarıyla Güler''in hazırladığı kahvaltı sofrasına oturmadan ayakta bir şeyler atıştırıp fırladı evden. Arabasını deli gibi sürerek Müşfik ustanın küçük dükkanının önüne gelmişti. Arabadan inmeden beklemeye başladı. Çok geçmeden yaşlı adam gözüktü yolun başında. Ok gibi fırladı arabasından. Tok sesiyle bağırdı: - Müşfik usta! Müşfik usta! Adam irkildi onu görünce. Adımlarını sıklaştırarak yaklaştı: - Buyur beyim... Günaydın... - Senin kalfan değil mi? O bize gönderdiğin serseri değil mi kızımın aklını çelen? - Beyim, gençler sevmiş birbirini... Yapma böyle, iyi çocuktur Selim. Efendi, namuslu, dürüst çocuktur. Adam burnundan soluyordu. Eliyle dükkanın kapısını işaret etti: - Aç şurayı haydi. Konuşalım seninle! DEVAMI YARIN

