Onur ince tel çerçeveli gözlüklerini elindeki kırmızı renkli ufak bezle temizledikten sonra asık bir suratla salondaki sallanan koltuklardan birine oturup televizyonun kumandasıyla oynamaya başladı. Son derece geniş bir salondu burası. Tavanda odanın tam ortasına sarkan hakiki kristal avize tuhaf bir hava veriyordu içeriye. Sanki insan saraydaymış hissini duyuyordu. Bütün eşyalar klasik ve şatafatlı şeylerdi. Tavanlar yüksekti. Yere kadar uzanan kadife perdeler iyice oturaklı havayı daha da ağırlaştırıyordu. On iki kişilik yemek odası takımı tıpkı salondaki oturma grubunun modelinden ağır işlemeli bir takımdı. Kahverengi hakimdi odada. Oturdukları kökün onlarca odasından biriydi sadece burası. Karşıda duran dev ekranlı televizyon özel bir ses sistemiyle donatılmıştı. İnsan kendisini sinemada zannediyordu. Aslı hızla içeriye girip ağabeyini canı sıkkın bir halde tek başına odada oturur görünce alaycı bir tavırla yaklaştı: - Ne o? Terk edilmiş gibi bir halin var? O şımarık kızın yapacağı buydu. Merak etme, kendini naza çekiyordur. Zaten burnu büyüğün biriydi biliyorsun.. Sana kız mı yok! Onur asabi bir şekilde kardeşini süzdü: - Sen karışma.... - Neden? Niye karışmayacakmışım... Sen Amerika''dayken onun burada ne cevizler kırdığını ben biliyorum. Genç adam gözlerini kısarak baktı kardeşine: - Ne cevizi kırmış? Ne biliyorsan anlat haydi... Tıpkı Esin gibi Aslı da sevmezdi onu. Nedense ikisinin de birbirleriyle yıldızları barışmamıştı bir türlü. Aslı''nın yaşadığı hayatın verdiği şımarıklık, müthiş zenginliklerine güvenerek böbürlenmesi, etrafını hakir görüp herkesle alay etmesi, burnunun büyüklüğü, parası için etrafını çevreleyen arkadaş grubunun iltifatları genç kızı iyice şımartmış, terbiyesiz bir hale sokmuştu. Esin''e ters gelen şeylerdi bunlar. Sönmez ailesi kadar olmasa bile İskender bey de oldukça zengin bir adamdı ve zenginlik bir yere kadar lükse boğuyordu insanları. Paranın azlığı ve çokluğu pek fark etmiyor, teknolojinin geldiği seviye belirliyordu bu sınırı. Aslı her altı ayda bir araba değiştirirdi Esin''den farklı olarak. Kıyafetlerini Avrupa''nın en meşhur moda merkezlerinden seçer, bunu da her yerde övünerek anlatırdı. Esin de bunları yapacak güce sahipti ama asla o böyle bir yarışa girmez, bütün bu davranışları çocukça ve saçma bulurdu. Aslı''nın genç kıza hırslanmasının bir tek nedeni vardı esasında. Esin''in ondan kat be kat güzel olması. İşte bütün çekememezlik buradan kaynaklanıyordu. - Oooo, her gün duyuyorduk biz arkadaşlarla. Üniversitede bir sürü arkadaşı varmış. Hepsini birden idare ediyormuş. Bir de namus kumkuması gibi davranır sinir şey! Nesini beğenirsin de istersin onun bilmem ki... Onur cevap vermedi. Kardeşini tanıyordu. Yine onun Esin''e olan duygularından kaynaklanan senaryolar yazdığını anlamıştı. Sıkıntıyla pencereye yürüdü. Dertleşmek, yüreğindeki sıkıntıyı paylaşmak istiyordu. - Annem onlara gitti. Berrin hanımla konuşacak! - Aaaa, sahi mi? Berrin hanım kahroluyordur artık. Böyle yağlı bir kapıyı kaçırdığı için yataklara düşer.
- Doğru konuş Aslı, o kadın benim kayınvalidem olacak! Genç kız alayla bir kahkaha attı. Cevap vermedi, müstehzi tavırlarla sehpanın üzerindeki kristal sigaralıktan bir tane alıp yaktı, abartılı tavırlarla dumanı tavana doğru üfledi: - O aile bizim yanımızda çapulcu kalır ağabey, bunu sen de biliyorsun. Berrin hanımın bütün korkusu annemlerin dostluğunu kaybetmek. O nedenle merak etme, bu iş zorla da olsa olur. Onur heyecanlanmıştı: - Zorla mı? Olsun da... Zorla da olsa ben ileride sevdiririm kendimi Esin''e... O sırada Hayat hanımın arabası köşkün bahçesine girmişti. Genç adam heyecanla kapıya fırladı: - Geldi, annem geldi, Oh Allahım! Ne olur güzel bir haber getirmiş olsun... DEVAMI YARIN

