Kaydet
a- | +A

Tarık ellerini cebine sokmuş, gözlerini karşı kıyıya dikmiş bekliyordu. Beyaz pileli bir pantolon giymiş, üzerini son derece şık açık sarı bir gömlekle tamamlamıştı. Gözlerinde oldukça pahalı olduğu belli olan sarı çerçeveli bir güneş gözlüğü vardı. Ayağında beyaz keten ayakkabılar kıyafetinin bütünleşmesine sebep olmuştu. Saatine baktı. Beş buçuğu geçiyordu. Yola doğru döndü. Gözlerini kısarak baktı. Güneş hâlâ çok etkiliydi. Birden koşar adımlarla kestane rengi saçlarını savurarak yaklaşan Hülya''yı gördü. Keyifli bir tebessüm yayıldı dudaklarına. Genç kız ter içinde kalmıştı. Çekinerek yaklaştı: - Beklettim mi? - Sizin gibi güzel bir kız uzun bir süre daha beklenebilirdi... Gülümsedi Hülya. Hoşuna gitmişti bu sözler. Tedirgin bir şekilde etrafına bakındı: - Buradan başka bir yere gidelim. Görürlerse hemen yetiştirirler. Ne de olsa bizim muhit burası. Tarık''ın bu yaklaşım tarzı hoşuna gitmişti. Kapalı aile kızlarının kaçamaklarını hep izleyicisi belli Türk filmlerinde izler, tatlı bir keyif alırdı. Nedense mahallelerinin bıçkın delikanlıları muhitlerinin genç kızlarını garip bir duyguyla benimserler, namuslarının bekçisi oluverirlerdi. Oysa Tarık''ın yetiştiği muhitte hiç de böyle şeyler yoktu. Herkes kendisinden sorumluydu orada. Anadolu''nun bu eşine, bacısına sahip çıkma duygusuna alaycı bir gözle bakardı hep genç adam.

- Tamam, binelim arabaya o zaman. Sahil boyunca gideriz. Elbet oturacak bir yer vardır... Bilmiş bir tavırla işaret etti Hülya: - Var, ileride bir çay bahçesi var. Pek gelen giden olmaz oraya.

- Haydi o zaman... Tarık''ın son model küçük arabasına bindiler. Hayranlıkla baktı Hülya arabaya. Sanki yumuşacık bir bulutun üzerinde gidiyormuş gibi rahat ve sarsıntısızca yol alıyordu araba. Bir müddet konuşmadılar. Sonunda Tarık''ın sesi duyuldu: - Hülya! Ne güzel ismin var! Bayılırım Hülya ismine...

- Teşekkür ederim. Babam koymuş... Ben de severim ismimi... Ne konuşacağını bilemiyor, heyecandan elleri titriyordu. Başını pencereden dışarıya çevirdi. Karamürsel''den çıkmışlar, Gölcük''e doğru yol alıyorlardı.

- Sen bana göster gideceğimiz yeri... Ben pek bilmiyorum buraları... - Demek ki burada değildiniz... Neredeydiniz daha önce? - İngiltere''de okudum ben. Ama lise çağlarında gelirdim buraya. Yaklaşık dört senedir falan gelemiyorum. Ama annemler her yaz buraya gelir. Ben ilk defa bu kadar uzun kalmaya karar verdim. Hülya gözlerini kırpıştırdı: - Yaaa, demek bütün yaz boyunca kalacaksınız... - Evet! Hele seni gördükten sonra sonuna kadar kalmaya karar verdim.

Başını eğdi Hülya. Utanmıştı. Ne diyeceğini bilemedi. Tarık devam etti: - Okuyor musun sen? - Hayır, liseyi bitirdim. Üniversiteye gidemedim. Babam göndermedi. Keşke okuyabilseydim. Hayretle baktı Tarık, genç kızın değerlendirmesine şaşırmıştı. - Neden ki? Ne olurmuş okursan? - İstanbul büyük şehirmiş, diğer kentlerde öyle, yalnız başıma oralarda okuyamazmışım. Bir sürü şey işte. Anlayacağın bu küçücük kasabada çizili kaderimiz. Mekan burası. Değiştirmek için büyük sürprizler gerekli... Tarık gözlerini yoldan çevirip hoş bir tebessümle baktı onun yüzüne: - Kim bilir, belki de sürprizler yakınındadır... AMI YARIN