Tarık ve Turhan gözlerinin önünde kibrit çöpünden yapılmış gibi çöküveren binaların oluşturduğu dehşet verici manzaraya korkuyla bakıyorlardı. Deniz adeta çıldırmış gibi kabarmış, bütün sahil yolunu, Tarık''ın arabasını da aşıp karşı kaldırıma kadar gelmişti. Sırılsıklam olmuşlardı iki genç. Az ileride, bu felaket olmadan birkaç dakika önce sahil kenarında ayaklarını denize sallamış oturan gençler ortalarda yoktu. Onların bulundukları yer sularla kaplıydı. Tarık adeta haykırdı: - Gidelim buradan... Çabuk Turhan, gidelim. Eve gidelim... Turhan gözlerini kırpıştırdı. Hiçbir şeyin irdelemesini yapacak durumda değildi. Birisi bir şey söylese de ona göre davransam diye bekleyip duruyordu. Hiç ikiletmeden atıldı. Koşarak uzaklaştılar. Arkalarına bile bakmıyorlardı. Her taraf toz bulutu içinde kalmıştı. Çevreden haykırışlar yükseliyordu. İki genç olanca hızlarıyla koşuyorlardı. Birden tam Karamürsel çıkışında enkaz haline gelmiş beş katlı bir yapının önünden geçerken iki genç çıktı karşılarına. On beş, on altı yaşlarında iki erkek çocuğu bileklerine yapıştı Tarık''la Turhan''ın: - Ağabey, yardım edin, ne olur yardım edin, annemler, kardeşlerim göçük altında, sesleri duyuluyor ağabey, yardım et de kaldıralım şunları, ne olur ağabey... Turhan durakladı. Tarık ise olanca gücüyle bağırdı kendisini turan çaresiz ellerden kurtularak: - Yürü Turhan, yürü çabuk, bırak, bizimkilere bakmamız lazım... Gözlerindeki çaresizliği acı dolu bakışlarla birleştirerek baktı karşısındaki gence Turhan. Usulca onun bileklerini kavrayan ellerinden kurtulup arkadaşının ardından koştu. Ağlamak, haykırmak istiyordu. Nefes nefese yetişti Tarık''ın yanına: - Neden yardım etmedin Tarık, neden durmadık? - Bırak şimdi el âlemi Allah aşkına... Bakalım bizim anamız babamız ne halde...
Villaların girişine geldikleri zaman insan seslerinin oluşturduğu bir uğultu geldi kulaklarına. Işıldaklar parlıyordu her tarafta. Biraz daha dikkatlice bakınca villaların yerli yerinde olduğunu gördüler. Her ikisi de ayrılarak kendi evlerinin olduğu tarafa doğru koştular. Semiha Hanım oğlunun koşarak geldiğini görünce feryat ederek fırladı: - Tarık... Tarığım... Çok şükür Ya Rabbim... Sadık bey de neredeyse ağlamak üzereydi. Oğluna sarıldı heyecanla: "Neredeydin yavrum, neredeydin?" Diye haykırdı... - Sahilde baba, arabanın içindeydik. Turhan''la birlikte. Baba, çok korkunçtu, çok korkunçtu.
Nihayet bu felaketi saniye saniye izleyen gözleri daha fazla dayanamamış bir çağlayan halinde gözyaşları dökülmeye başlamıştı. Bozulan sinirlerinin sonucu olarak katıla katıla ağlıyordu. Anne ve babası onu sakinleştirmeye çalıştılar. O sırada yanlarına Ekrem bey yaklaştı: - Sadık bey, sizde bir şey var mı? - Yok beyefendi, çok şükür... - Çok salladı ama, tamam, gittik dedim... - Evet beyefendi. Biz de Tarık''ı merak etmiştik. Çok şükür geldiler... Her kafadan bir ses çıkıyordu. Herkes birbirlerine sarılmış, orta yere toplanmıştı. Evlerini anında terk etmişler, yarım saat kadar önceki felaketi nasıl yaşadıklarını anlatıyorlardı karşılarındakine. Tarık hemen oracıktaki taşlardan birinin üzerine çökmüştü. Başını ellerinin arasına almış, az önce gördüğü manzaraların yüreğinde ve beyninde yaptığı korkunç şokla ileri geri sallanıyordu. Sadık bey oğluna yaklaştı: - Oğlum iyi misin? - Araba, baba, arabam gitti, denize gitti arabam... Bu sırada Aylin koşarak geldi babasının yanına. Telaş içindeydi: - Baba, benimle gel ne olur, Turhan anlattı, merkez felaketmiş, Hakan''lara gidip bakalım.... DEVAMI YARIN

