Nemika hanım yataklarını düzeltmiş, salonu süpürmeye başlamıştı. Kızlar ise güya odalarını topluyorlar, kapıyı kapatmış, içeride kıkırdayıp duruyorlardı. Sabahki tartışmadan sonra fazla üstelememişti Nemika. Kız neredeyse tehdit etmişti "kendimi öldürürüm" diye. Cahil, delinin tekiydi. Bakarsın yapıverirdi. Nice olurdu hali o zaman... Çaresiz göz yumacaktı bir süre daha. Ama korku içindeydi. Küçük yerdi Karamürsel, elbet bir gören olacaktı. Mahmut duyduğu zaman diyecek bir şeyleri olması lazımdı. Kapının neredeyse yumruklanarak çalındığını duyduğu zaman kafasında bu düşünceler vardı. Elindeki süpürgeyi bırakıp hemen kapıya gitti. Çıkan gürültüden kızlar da çıkmıştı odalarından: - Hayırdır İnşallah! Bir şey mi oldu ki? Kapıyı açmasıyla Mahmut bir panter gibi atıldı orta yere. Kıpkırmızı olmuştu. Sıcaktan cıvık cıvık terlemişti. Onun hiddetinden hem kızlar, hem de Nemika hanım ürkerek geriye kaçtılar. Adam adeta kükredi büyük kızına bakarak: - Buraya gel ve neler olduğunu anlat bana! Çabuk! Hülya şaşkın bir tavırla kekeledi korkuyla: - Ne oldu ki baba! Ne var? - Hakan''a neler söylemişsin sen! İstemiyorum falan demişsin. Çabuk konuş, gebertmeyeyim seni? Nemika hanım elleriyle ağzını kapattı korku içinde bir ses çıkartmamak için. Gözleri dehşetle açılmış, panik içindeydi. Eğer olan biteni öğrenirse kocası, hali haraptı. Öfkeyle, hiddetle baktı kızına. Mahmut genç kızın konuşmasını beklemeden karısına döndü, var gücüyle bağırdı: - Ya sen! Senin haberin var mı bu işten! Nemika hanım korkuyla geri çekildi. Anlaşılmaz bir şeyler mırıldandı kendi kendine. Titriyordu. Mahmut tekrar kızına döndü: - Konuş kız! Gebertmeyeyim seni, neler oluyor böyle. Hülya başını geriye attı. Bütün cesaretini toplayarak bağırdı: - İstemiyorum Hakan''ı ben. İstemiyorum işte. Evlenmeyeceğim onunla... Bu asi çıkışa şaşıran bu sefer Mahmut olmuştu. İlk defa kızının kendisine böyle dik bir şekilde cevap verdiğini görüyordu.
- Ne dedin sen? Kime sordun da istemiyorsun ha? Benim namusum ne olacak? Bunca zaman herkes biliyor. Şimdi mi geldi aklın başına ha? Hülya üzerine yürüyen babasından çevik bir hareketle uzaklaştı. Yine aynı asilikle haykırdı: - Evlenecek olan ben değil miyim, istemiyorum işte... Ben o mobilyacı çırağını istemiyorum... Mahmut elini kaldırdı. Olanca gücüyle savurdu. Ama Hülya kurtulmuştu bu darbeden. Daha da sinirlendi adam.
- Sen kimsin de mobilyacı çırağını beğenmiyorsun, sen kimsin ha? Ne sanıyorsun sen kendini, liseyi bitirdin diye matah bir şey mi oldun ha? Sen de sandviççi Mahmut''un kızı değil misin. Aslını mı inkâr ediyorsun sen ha? Bir kez daha savurdu elini. Bu sefer kurtulamamıştı Hülya. Babasının şiddetli şamarı yanağında bomba gibi patlamıştı. Selda korkuyla atıldı: - Vurma babacığım, ne olur, hatırım için vurma!.. - Çekil.. Çekil önümden, geberteceğim ben onu... Ama Hülya sıvışıvermişti ortalıktan. Hırsını alamayan Mahmut mutfak kapısının önünde korkuyla olanı biteni seyreden karısına döndü: - Sen de biliyordun değil mi ha? Sen de biliyorsun, sen de yataklık ediyorsun bunlara ha? Bir tokat da Nemika hanımın yüzüne patlattı. Kadın olduğu yerde sendeleyerek kapıya doğru savruldu. Dudağı patlamış, ince bir şerit halinde kan sızmaya başlamıştı. Bütün ev halkı dehşet içindeydi... DEVAMI YARIN

