İskender bey bir kez daha tuşladı numaraları... Sabahtan beri üçüncü defa arıyordu Mudanya''yı. Neredeyse on gün oluyordu Esin gideli. Hemen her gün aramıştı Mualla hanımı. Ama bir kere bile kızıyla konuşamamıştı. Her seferinde Mualla hanım bir bahane uydurarak Esin''in telefona gelemeyecek durumda olduğunu belirtiyordu. Bir akşam önce Hayat hanım telefon etmiş, evlilik işini bir kez daha hatırlatmıştı. Onur üsteledikçe üsteliyordu artık. Berrin hanım görümcesine ağzına geleni söylemiş, bütün gece söylenmişti. Sonunda kocası dayanamayıp isyan etti: - Yahu ablamla ne uğraşıyorsun? Onun suçu ne. Sen dua et ablam var, senin kızın bu kafayla ablam olmasa kim bilir nereye giderdi. Hiç olmazsa nerede olduğunu biliyoruz.
Sabah ofisine gelince bu ayrılığın oldukça uzun sürdüğünü düşünerek telefon edip kızını çağırmaya karar vermişti. Bu yüzden arıyordu sabahtan beri. Karşı tarafın zili çalmaya başlayınca durup bekledi. Can sıkıntısından parmaklarıyla masaya vurarak tempo tutuyordu. Nihayet Mualla hanımın soluk soluğa sesi duyuldu: - Alo! Buyurun... - Abla, neredesiniz yahu, sabahtan beri kaçıncı arayışım... Karşı tarafta bir duraklama oldu. Mualla hanım aceleyle konuştu ardından: - Dışarıdaydım İskender. Esin''i uğurladım. - Hah, geliyor mu? Ben de onun için aramıştım, yeter artık, gelsin diye. Okulundan kaldı kaç gün. Nasıl, ikna oldu mu bari... Mualla hanım ne diyeceğini şaşırdı. Kekeledi: - Şey... doğru dürüst konuşamadık bile... Konuşturmadı hiç. İskender bey mırıldandı: - Annesine benzemiş demek ki... Hah, hah, hah... Her şey için sağ ol abla... Görüşürüz. Bir ihtiyacın var mı, paran falan ha? Çekinme sakın... Bir telefon, hallederiz. Mualla hanımın sert ve kendinden emin sesi duyuldu: - Yok oğlum, ben bana yetiyorum çok şükür... Güle güle... Hiçbir zaman böyle kabaca yapılan yardım tekliflerini kabul etmemişti Mualla hanım. Kendi yağıyla kavrulmayı tercih etmiş, kısıtlı şeylere sahip olmuş ama mutlu yaşamıştı. İskender bey arkasına yaslandı. Bu akşam kızını karşısına alıp otoriter bir şekilde konuşacaktı. Gözlerini kapattı koltuğuna iyice yaslanıp. Erol Sönmez''le işbirliği yaparsa sahibi olduğu turizm şirketini ülkenin en büyüğü konumuna getirebilirdi. Avrupa''da, hatta Amerika''da bile şubeler açabilir, belki de dünyanın sayılı seyahat şirketlerinden birisi olurdu. Bütün bunlar için finans gerekliydi ve gereken şey de Erol Sönmez''de fazlasıyla vardı.
- Çok zengin olurum çok... diye güldü kendi kendine. Yeter ki bu kız inat etmesindi. Saatine baktı. Öğlen olmak üzereydi. Önünde açık duran dosyalara eğildi. Yeni sözleşme teklifleri, yeni güzergahlar raporu vardı dosyalarda. İncelemeye koyuldu. Saatin kaç olduğunun farkında bile değildi sekreter kızın telefon ettiği zaman. Ahizeyi kaldırınca ziyaretçileri olduğunu öğrendi: - İskender bey, kızınız geldiler efendim. Esin beklemeden babasının ofisinin kapısını açıp girdi içeriye. - Merhaba baba! - Seni gidi seni... Bu kadar zaman kalınır mı hiç? Sabah telefon ettim halana. Geliyor dedi... Bu sırada lafının gerisi ağzında kaldı. Kızının arkasından içeriye giren uzun boylu, siyah saçlı, ela gözlü yakışıklı genci görmüştü. Şaşkın bir tavırla Esin''e döndü. O ise hafif bir tebessüm yerleşen yüzündeki tedirgin, korkak ve meraklı ifadeyi belli etmemeye çalışarak mırıldandı: - Tanıştırayım baba, eşim, yani kocam Selim. Selim Akmen... DEVAMI YARIN

