Berrin hanım, İskender bey ve Suna koşar adımlarla yürüyorlardı hastahane koridorlarında. Esin''in yanında refakatçi olarak Güler kalıyordu. Sonunda yapılan tetkikler bitmiş, ameliyata karar verilmişti. Biraz sonra genç kadın odasından alınarak ameliyathaneye götürülecekti. Doktorlar aralarından konuşmuşlar, Esin''in bebeğine şimdilik dokunmamaya karar vermişler, fakat ameliyat esnasında bir aksama söz konusu olursa o zaman gerekli müdahaleyi yapmak için anlaşmışlardı. İskender bey önden girdi odaya. Esin yatağının içinde oturmuş, Güler de onun saçlarını tarıyordu. Genç kadın ailesini görünce gülümsedi: - Babacığım... Geldiniz demek... - Tabii kızım, gelmez olur muyuz hiç? Bak Suna bile geldi... Genç kız gülerek daldı odaya. Arkadaşının annesiyle kucaklaşmasını bekledikten sonra eğilip öptü onu iki yanağından: - Böyle bir günde yanında olmak istedim.
- Teşekkür ederim. Ne o? Hepiniz berbat görünüyorsunuz? Bakın ben ne kadar iyiyim. Toplayın kendinizi.. Suna gözlerinde biriken yaşları hafifçe dönerek elinin tersiyle sildi: - Haklısın... Biz sana güç vereceğimiz yerde sen bize moral veriyorsun... Anne ve babasına döndü genç kadın. Onlara dikkatle baktı. Ellerini uzattı. Bir elini babası, bir elini annesi tutmuştu: - Bana söz verin, dayanıklı olacaksınız. Hayattaki tek varlığım sizlersiniz unutmayın.
Sonra yutkundu. Gözlerini indirdi yere doğru: - Eğer bana bir şey olursa... Bebeğime... bebeğime iyi bakın ne olur, siz bakın ona, siz büyütün... Söz verin bana! Berrin hanım hıçkırıklarını bırakıvermişti. Atıldı kızının kollarına, boğuk bir şekilde haykırdı: - Yavrum, kızım, sana bir şey olmayacak! Hiçbir şey olmayacak, göreceksin, sakın düşünme bunları... Sakın... Esin onun saçlarını okşadı, sonra da babasına döndü: - Baba, sen de iyi bak kendine... Bana söz ver lütfen... İskender beyin şakakları atıyordu. Burun delikleri açılıp kapanıyor, kendisini güçlükle tuttuğu belli oluyordu. Başını salladı: - Tamam kızım, söz, bebeğine de bakacağım. Ama bunları, kötü şeyleri hiç düşünme, çünkü hiç biri olmayacak. Esin gülerek Güler''e baktı.
- Sana bir şey söylemiyorum. Gece boyunca bol bol konuştuk seninle Güler abla...
Ardından arkadaşına döndü. Birbirlerine baktılar birkaç saniye sevgiyle gülümseyerek. Kollarını açtı yattığı yerden Esin. Suna koştu, sarıldı onun boynuna. İkisi de ağlıyordu kucaklaşırken. Sonunda genç kadın yeşil gözlerini Suna''ya çevirdi: - Kırgınım Suna, hayata çok kırgınım. Korkmuyorum hiçbir şeyden... Durakladı, sonra diğerlerinin duymaması için fısıldadı: - Eğer olur da bir gün karşılaşırsan onu affettiğimi söyle.. O da haklıydı belki kendi açısından. Kim ister hastalıklı bir kadınla bir hayat geçirmeyi. Korkmuştur...
Suna dişlerinin arasından öfkeyle cevap verdi: - Yine de yapılmaz böyle şey Esin. Bu zalimlik! Esin susturdu onu güçsüz parmaklarını dudaklarına uzatarak: - Sakın ona tepki verme Suna... Eğer oğlum olursa adını da Selim koyun. Babasını ona sen anlatacaksın.
Hemşire girmişti odaya. Genç kadını ameliyata hazırlamaya başlayacaktı. Uzun sürmedi bu işler. Genç kadına mavi, sterilize edilmiş bir önlük giydirilip saçları kökünden kazındı. Artık o kumral, ipek gibi saçlar ayaklarının dibindeydi. Aynaya baktı Esin. Pırıl pırıl parlayan başını görünce gülümsedi metin bir şekilde: - Böyle de hoş... Değil mi? Yanındakilere dönüp sormuştu bu soruyu. Ama hiç birinin cevap verecek gücü yoktu. Herkes ağlıyordu artık... DEVAMI YARIN

